Yerel Gazeteler Üzerine (2)

TÜHA HABER / Kayseri’de yayın yapan ‘Kayseri Telgraf’ isimli İnternet Sitesi’nde ‘Yerel Gazeteler Üzerine (1)’ başlıklı ve adeta Türkiye’nin kanayan bir yarası haline gelen çok önemli bir köşe yazısı yer almıştı.
Yazar Oktay Ensari yazısında, 1972 yılında gazeteciliğe başladığında kalem ustaları olduğunu, etik bulunduğunu, şantaj, dolandırıcılık, yerel medyayı kalkan gibi kullanma alışkanlığının olmadığına dikkat çekiyor.
Kayseri’ de bugüne kadar resmi ilan alan gazete sayılarının artması üzerine geçtiğimiz günlerde birleşerek 3 gazete olarak yayımlanmasının ardından biraz da nostalji yapan Oktay Ensari , bu kez de köşesinde ‘Yerel Gazeteler Üzerine (2)‘de önemli konulara değiniyor.
İşte Yazar Oktay Ensari’nin yazısının tamamı şöyle:
“Unuttuklarım dışında güzel tepkiler aldım, tıpkı aşağıdaki satırlarda yer alan Ataner Yüce ağabeyin mektubu gibi…
Olumsuz, eleştirilerle de karşılaştım. Meğerse gazeteci olarak bu işten para kazanmayan, çoluğunu çocuğunu gazetecilikten geçindirmeyen, SGK’sı basın iş kolundan yatmayan, konuk yazar olarak iki yazı yazınca kendini gazeteci ilan eden tüccarları mı, devlet memurlarını mı, mühendisleri mi, avukatları mı, fotoğrafçıları mı,matbaacılarımı unutup, ayıp etmişim !… Ne güzel etmişim.
Anlama, okuma, yorumlama yitisini kaybedenlerle tartışmaya girmem. Ben meslektaşlarımın isimlerini yazarken kıdemlerini, meslekte geçen yıllarını oturup tek tek hesaplamadım. Bu işe ayrık otu gibi bulaşmışları, başka odalara, meslek örgütlerine, sendikalara, devlet memurluğu asli işi olanları değerlendirmeye almadım.
Adam filan fabrikadan emekli olmuş gazeteci, adam devlet memurluğundan emekli gazeteci, adam reklamcı gazeteci, adam matbaacı gazeteci, iş insanı, ticaret erbabı gazeteci, adam avukat, mühendis, doktor gazeteci… Say babam say. Ne kadar çok meslektaşımız varmış da 46 yıldır aralıksız, fasılasız bu işi yaparım bilmiyormuşum ?
Hasbelkader 3-5 yıl meslekte çalışmış veya çalışmamış, kabiliyetsiz olunca, zoru görünce kolayı seçip, parayı tercih edip gazeteciliği tramplen veya sıçrama tahtası olarak görenler ricat etmiş, kalan sağlar çileli, maddi açıdan sıkıntılı bir yolu seçmiş.
Amma velakin, çakma gazetecilerin sesi, gerçek gazetecilerden, emekçilerden daha fazla çıkıyor. Bu ne yaman çelişkidir, anla anlayabilirsen. Sadece bunlar mı, öyle arkadaşlarımızda var ki okul yıllarındaki amatör çalışmalarını, fahri çalışmalarını, askerliklerini, kamu veya özel sektördeki çalışmalarını bile gazetecilikten sayıyor, bunları kıdemine dahil ediyor. Üstelik böylesi tipler camiayı kandırdıklarını sanıp, zeytinyağı gibi üste çıkıyorlar.
Bu meslekte ter dökenlere, cefa çekenlere saygımız sonsuz. Koruğuyla, şırasıyla bir aynı bağın üzümüyüz. O nedenle kimse oturup, hariçten gazel okuyup, bizim onurlu mesleğimize sünmesin, maydanoz olmasın.
Meslek büyüklerimizi anmasak, onların emeklerine ve kendilerine saygı göstermek, ister mektepli, ister alaylı olsun bizlerin boynumuzun borcudur. Gün gelir, devran geçer o nedenle gazeteci büyüklerimizi icitmeyelim. Şimdi sizlerle, Kayseri yerel medyasından dönemin gözdesi TRT’ye kadar yükselen bir ağabeyimin, gazeteci büyüğüm Ataner Yüce’nin özlem dolu, gözlerimi nemlendiren mektubunu paylaşıyorum. Belki anlattıklarımızı anlamayan kafalar, bu satırlardan bir ders çıkarır, ne dersiniz ?
Sevgili kardeşim,
Hayırlı günler. Büyük bir heyecanla size şuan yazıyorum. Öncelikle, başta Kayseri ve Türkiye için ‘Kayseri Telgraf” hayırlı ve uğurlu olsun, başarılar diliyorum.
“Yerel Gazeteler Üzerine (1)” başlıklı yazınızı defalarca, büyük bir heyecan duyarak okudum ve eşime gösterdim. Öncelikle Allah, sizden razı olsun, çünkü unutulmayacak çok büyük bir jest yapıp, kadirşinaslık örneği göstermişsiniz. Biraz zamanınızı alacağım, hakkınızı helal ediniz.
Şu an kendimi Kayseri’de sizlerle beraber hissediyor, kalbim atıyor. Rabb’ime binlerce şükürler olsun ki, bana bugünleri yaşattığı için.
Evet, 1963 yılında sırasıyla Ankara Adalet, Son Havadis, Türk Haber Ajansı’nın temsilciliklerini yaparken, aynı zamanda önce Milli Ülkü, Akın ve Hakimiyet gazetelerinde Askere gidinceye kadar çalıştım. Hepsinden Allah razı olsun. Öbür dünyaya intikal edenlere de Rabb’imden bol rahmet diliyorum, mekanları cennet olsun.
Güntaç Aktan’la Emel Gazetesi’nden, Fahri İkiler’le de Ülker’den tanışıyordum. Kayseri Babıali’den 1972 yılında ilk olarak TRT’ye geçerek Erzurum’a gittim. Bir süre sonra rahmetli Güntaç Aktan’la Diyarbakır’a gittik. Çok sonra sevgili rahmetli kardeşimiz Fahri İkiler Ankara Spor’da çalıştı.
1974 yılında Ankara TV Haberlere geldim, arkadan da rahmetli Güntaç geldi. Aynı serviste ben 1982 yılına kadar çalıştıktan sonra İstanbul’a tayinimi istedim. 1992 yılında gelen teklifler üzerine özel TV furyasında, çok iyi ücretlerle bizleri kaptılar, tabii ki Kayseri’de çok iyi ahlaklı bir kişi olarak yetiştiğimizden, TRT’deki disiplini de bulamadım. Önce Flaş TV (1 YIL), sonra da TGRT (1 YIL) yöneticilik yaptım. Özel sektörde parası olan televizyoncu oldu. Kendi isteklerini kabul ettirmeye çalıştılar. İstifanın ardından Bodrum’da özel bir radyo kurduk. Mevsimlik çok iyi paralar kazandığından kışın, kadroyu tamamen azaltmaya kaktılar.
Dönüşüm bu kez Kocaeli oldu, birikintilerimle dershanecilik yaptım 2011 Ağustosuna kadar. Ani olarak yüksek tansiyon sonucu sol tarafımdan ağır felç geçirdiğimden, işin de başında olamayacağımdan dolayı herşeyimi satarak, ailecek Kuşadası’nın (11 km) bir köyüne yerleştik. Bu yıl 4. yılımız oluyor. Havası çok iyi, etrafım ormanlık, zeytin ve üzüm bağları.
Bu yıl koronavirüs nedeniyle sebzemizi kendimiz yetiştirdik, yetiştiriyoruz, bol meyve ağaçları, tavuklar vs. tam bir çiftlik.
İşte bugün benim hayatım böyle.
Hakkınızı helal ediniz, görüşmek dileğiyle selam ve sevgiler..
KAYSERİLİ GAZETECİ
Ataner YÜCE”
[TÜHA Haber Ajansı, 10 Eylül 2020]