Azerbaycan, toprak bütünlüğünü temin etmeden harekatı bitirmeyecek

TÜHA HABER / Azerbaycan, Güney Kafkasya’nın kalbi Karabağ’a vurulan bir hançer niteliğindeki Ermeni işgaline son vermek ve uluslararası kabul edilmiş topraklarını kurtarmak amacıyla başlattığı harekâta, 27 Eylül 2020’den bu yana kararlı bir şekilde devam ediyor.
Ermenistan, harekata karşı çareyi cephede savaşarak değil Azerbaycan’ın sivil yerleşim birimlerine saldırmakta buldu.
Tüm bunların arefesinde, Erivan’ın isteğiyle 9 Ekim 2020 tarihinde taraflar, Moskova’da geçici ateşkes imzaladı. Sözde ateşkes süreci, insani amaçlarla yapılsa da Ermenistan, Azerbaycan’ın sivil yerleşim birimlerini balistik füzeler ile vurmaya devam etti.
17 Ekim’de Gence’ye gerçekleştirilen füze saldırısında çok sayıda sivil hayatını kaybetti.
Ermenilerin saldırısının ardından bir kez daha insani ateşkes imzalandığı duyuruldu.
Prof. Dr. Yalçın Sarıkaya, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki geçici ateşkes sürecine ilişkin bölgesel ve bölge dışı aktörlerin tutumlarını ve son gelişmeleri değerlendirdi.
Prof. Dr. Sarıkaya, gelinen sürece ilişkin, “Azerbaycan’ın diplomatik kanalları açık tutacağı, bu arada sahadaki kazanımlarını ilerletmeye devam edeceği, Türkiye ile dayanışmasına özellikle Rusya nezdinde daha fazla dikkat çekeceği, oluşabilecek çözüm girişimlerinde Ankara’nın varlığını isteyebilecektir” ifadelerini kullandı.
Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Sarıkaya, Azerbaycan ile Ermenistan arasında 9 Ekim 2020 tarihinde imzalanan geçici “ateşkes” süreci ve sonrasında yaşananlar ile ilgili güncel gelişmeler hakkında Kırım Haber Ajansı’nın (QHA) sorularını yanıtladı.
“GELİŞMELER, BAKÜ’NÜN DİPLOMATİK OLARAK HAZIRLIKLI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”
-Azerbaycan ile Ermenistan arasında 9 Ekim’de imzalanan geçici ateşkes sürecinin, Türkiye’de ve dünyada ciddi yansımaları oldu. Özellikle ateşkesin niteliği konusunda bir çok tartışma söz konusu. Ermenistan’ın sivil saldırıları halen devam ediyorken bu ateşkesi nasıl yorumlamak gerekiyor? Bilhassa Erivan yönetimi bağlamında, bu ateşkesin altında daha farklı bir amaç olabilir mi?

9 Ekim’deki ateşkes mutabakatı, çok zor şartlar altında Rusya arabuluculuğunda gerçekleştirilmiş kırılgan bir beyannamedir. Geçici olduğu hususu metnin içinden yorum yoluyla çıkarılmaktadır. Nitekim 72 saat ifadesi de metinde yer almamıştır. Bu beyannamenin imzalanabilmesi için taraflar 11 saat civarında bir müzakere sürdürmüşlerdir. Ancak ateşkesin kendisi bir saat dahi sürmemiştir. 9 Ekim mutabakatı, Ermenistan tarafında belli edilmemeye çalışılan bir memnuniyetle karşılanırken, Azerbaycan kamuoyunda büyük bir endişe doğurmuştur. Azerbaycan’da gerek toplum gerekse entelektüeller, siyasiler düzeyinde bu Moskova’da bu üçlü formatta, masaya oturmanın dahi hiç kabul edilmemesi gerektiği yönünde çıkışlar olmuştur. Gerçekten de Azerbaycan, 30 yıllık bir millî sabrın ardından bugün harekete geçen ordusunun işgali tamamen sonlandıracağı güne kadar hiç bir görüşmeyi, hele barışmayı hoş karşılamamaktadır. Bununla birlikte şunu da ifade etmem gerekir ki, sahada yaşanan gelişmeler, Bakü yönetiminin, hem bu konuda diplomatik olarak hazırlıklı olduğunu hem de bu mutabakat beyannamesi sürecine, uluslararası kamuoyunda masadan uzak duran taraf ilan edilmemeyi hedeflediğini ortaya koymaktadır.
-Ermenistan’ın sivillere saldırı gerçekleştirerek Azerbaycan tarafını deyim yerindeyse kışkırtmaya çalıştığını söylemek mümkün. Bu çatışma sürecinde perde gerisinde Rusya’nın olduğu da herkesin malumu. Hem Ermenistan hem de Rusya’nın bölgesel politikalarını nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Rusya’nın bugünkü pozisyonunu değerlendirirken; Rusya- Azerbaycan ilişkilerinin son 30 yıldaki genel tablosunu unutmamak gerekir. Azerbaycan, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi olan fakat KGAÖ üyesi olmayan bir eski Sovyet ülkesidir. Bağımsızlığının hemen ardından ülkesinden Rus güçlerini sulh yoluyla çıkarmayı ve bu pozisyonu sürdürmeyi son 30 yıllık süreçte başarmıştır. Ayrıca Rusya, en yakın ticari partneridir ki, savunma sanayi ürünleri alanında da bu böyledir. Gürcistan örneğinde olduğu gibi NATO tam üyeliği perspektifine sahip değildir ve bunu açıkça beyan etmiştir. Bununla birlikte Batı dünyası ile de Gürcistan ve Ukrayna gibi Rusya ile egemenlik/bütünlük sorunu bulunan aktörlerle de iyi ilişkiler geliştirmiştir. Elbette savunma iş birliği ve pek çok diğer sahada müttefik olarak gördüğü tek devlet Türkiye’dir. Rusya’nın kendisi ile aynı örgütte kurucu üye olan ve ülkesinde Rus askerine yer vermiş olan, bu yönüyle Moskova’nın ileri karakolu gibi ifade edilen Ermenistan’ı açıkça destekleyememesi, aracı ve hakem pozisyonunu muhafaza etmeye çalışması Rusya-Azerbaycan ve Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinden bağımsız görülemez.
Konunun bir diğer yönü sahada Ermenistan’ın yaşadığı zorluklarla ilgilidir. Ermenistan, Gürcistan ve İran üzerinden ikmal alabileceğini hesap ediyordu ancak her iki devlet üzerinde gerek Bakü’nün resmi tazyik ve/veya talepleri olduğu, gerekse de her iki ülkede yaşayan ve ana unsurun hemen ardından ikinci büyük toplumu oluşturan Azerbaycan Türklerinin tepkilerinin baskı oluşturduğu görülmüştür.
Azerbaycan ordusunun İHA ve SİHA ağırlıklı olarak Ermeni güçlerinin silah, mühimmat, barınma, ambar, komuta, hareketlilik unsurlarını hedef alıp ciddi başarılar elde ettiği, bunu yaparken minimum kayıp vermeyi öncelediği görülmektedir.
Karabağ’ın kuzey cephesinde Murovdağ yüksekliği ile güney cephesindeki bazı hakim noktaların ise Ermeni tarafının görece etkin kullanabildiği topçu unsurlarının verebileceği zararları minimize etmek üzere hızlı surette alınmasına çalışıldığı anlaşılmıştır.
Ermeni tarafı en büyük saldırıyı bekledikleri ve en büyük tahkimatı yaptıkları doğu kısmında yaklaşık iki haftadır direnmektedir. Ancak Azerbaycan’ın bu direnişin geri planını büyük ölçüde zayıflatsa da yarıp geçme harekâtını yapmaması taktik bir nitelik taşımaktadır. Zira buradaki Ermeni kuvvetleri, güney unsurlarının terk etmek zorunda kaldığı alanlara gönderilememektedir.
Azerbaycan tarafının tam emniyet altına almadığı yerleri, nezaretinde olsa dahi resmi olarak ilan etmemesi de dâhil olmak üzere pek çok askeri/siyasi taktik tercihleri olduğunu gözlemliyorum.
“AZERBAYCAN KAYNAKLARI, ERMENİLERİN İNSAN KAYBININ AÇIKLANAN RESMİ BEYANLARIN ON KATI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”
Harekâtın başlangıcından bugüne Ermeni tarafının kayıpları ile ilgili olarak resmi ve gayrıresmi pek çok bilgi sosyal medyada dolaşmakta ise de Ermenistan çelişkili resmi beyanlarında rakamı minimize etmektedir. Hatta Erivan yönetimi, 9 Ekim mutabakatında uzlaşılan cenazelerin alınması noktasında dahi isteksiz davranmakta, muhtemelen bu cenazelerin sahiplerinin toplumda infial uyandırmasından endişe etmektedir. Azerbaycan kaynakları, Ermenilerin insan kaybının Erivan’ın resmi beyanlarının on katı kadar olduğunu ifade ediyorlar ki, bu da 5000-6000 arası bir rakama denk gelmektedir. Bununla birlikte, 15 gün içinde yok edilen ateş gücü ve diğer teknik ekipman ise belki bu coğrafyanın savaş tarihine geçecek evsaftadır. Bu durum Ermenistan’ı Kremlin kapılarında, Paris lobilerinde destek dilenmeye götüren gerçek siyasi şartları ortaya çıkarmaktadır. Ekim ayının 12’sinden itibaren durumun daha da ciddileştiği, Paşinyan’ın 14 Ekim’deki halka sesleniş konuşmasından daha iyi anlaşılmaktadır. Paşinyan yönetimi hiç arzu etmese de aslında bu durumu ciddi bir ihtimal olarak öngörmüş ve Azerbaycan’ın sivil yerleşim birimlerine, bu cümleden aralarında Gence ve Mingeçevir’in de bulunduğu çok sayıda şehre Tochka tipi füzelerle saldırmayı planlamış olmalı. Öyle görünüyor ki, Azerbaycan’ı bu yolla tahrik edip Ermenistan topraklarına saldırmasını, Rusya’nın da KGAÖ sorumluluklarını gerekçe gösterip savaşa müdahale etmesini beklemiştir. Ancak Azerbaycan, Ermenistan topraklarında hazır vaziyete getirilen ve Azerbaycan’a yöneltilen füze ve rampalarını 14 Ekim’de vurup bunu da resmi olarak açıklayacak kadar kararlı olduğunu ortaya koymuştur.
-Güney Kafkasya’da Ermenistan tarafını destekleyen bölge dışı güçlerin tutumlarını sormak istiyorum. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanının Karabağ’a ilişkin açıklamaları, bu ikircikli politikayı gözler önüne serdi. Karabağ’da işgalin başlangıcından bu yana, sivilleri katleden Ermenistan’ı destekleyen güçlerin amacı nedir?
Soruna ilişkin yaklaşımda Batı dünyasını topyekun değerlendirmek bence doğru olmaz. Bir kere ABD, konuya ilişkin sadece bir iki renksiz açıklama yapmıştır. Bunlar da çatışmanın bir an önce durması, sorunun görüşmeler yoluyla ve AGİT Minsk grubu zemininde çözülmesi yönünde olmuştur. ABD’de yaklaşan Başkanlık seçimi Amerikan kamuoyunun konuya ilgi göstermemesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Belli eyaletlerde yoğunlaşan Ermeni nüfusu nedeniyle bazı senatörlerin ve valilerin Ermeni tarafına destek açıklamaları ve destek faaliyetlerini teşvikleri oldu. Ancak Başkan Trump ve Demokrat aday Biden bu işin bir yanından tutuyor görünmemekte. Ya da görünmekten kaçınmaktadırlar. Son olarak Biden’ın “Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait 7 rayondan çekilmesi için Başkan Trump’ın açıklama yapması gerektiğini” belirtmesi, Ermenilerde hayal kırıklığı yaratmıştır. Her ne kadar bu ifadenin içinde Karabağ’ın merkezinin aidiyeti konusunda soru işareti doğurma izi görülse de şu aşamada Azerbaycan için artı hanesine yazılabilir.
“AVRUPA’DA TÜRKİYE ALEYHİNE OLUŞTURULAN HAVANIN BENZERİ, AZERBAYCAN’A KARŞI UYGULANIYOR”
Batı’nın Avrupa ayağında ise daha karmaşık bir yapı söz konusu. Almanya, savaşın başlangıcındaki barış çağrısı dışında konuya mesafesini azaltan herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. AB’nin diğer üyeleri de, birliğin kurumsal yaklaşımının dışında bir inisiyatif almaktan, kendilerini bu konuya angaje etmekten çekinmektedirler. Bazı Doğu Avrupa ülkelerindeki Ermeni kökenlilerin faaliyetleri de sınırlı kalmakta ve arzu ettikleri etkiyi doğuramamaktadır. Ancak son zamanlarda, Avrupa genelinde Türkiye aleyhine oluşturulan maksatlı havanın bir benzerinin, Azerbaycan aleyhine kullanıldığının altını çizmek isterim. İşte Fransa bu noktada diğer örneklerden ayrılan bir kutup başına dönmektedir. Fransa, bilindiği gibi önemli bir Ermeni kökenli nüfusa sahiptir. Fransa Ermenileri aynı zamanda örgütlü ve etkindirler. Bunu, Türkiye’nin Azerbaycan’da cihatçıları savaştırdığını, Ermenistan’ın sadece Azerbaycan’la değil Türkiye ve onun getirdiği yabancı savaşçılarla mücadele ettiğini propaganda etmek gibi fabrikasyonlarla daha iyi görüyoruz. Ermeni lobisi Macron’un Türkiye karşıtlığını Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a saldırıp Avrupa içinde bir tür liderlik pirimi oluşturma gayretinden bu anlamda yararlanmaya çalışmaktadır.
Fransa’nın hem Yunanistan ve Kıbrıs ile ilgili konularda, hem de Karabağ konusundaki açıklama ve adımları Türkiye’yi merkeze alan fiillerdir. Ancak şunu da unutmamalıyız ki Fransa hem BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak, hem de AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanlarından olarak uluslararası hukuki sorumluluklar taşımaktadır. Bunlara mugayir adımları kendisine sonradan yansıyabilir. Bu konuda Fransa’nın tecrübeli devlet adamları ve diplomatlarında uyarılar gelmeye de başlamıştır. Herhalükârda, Fransa Ermenilerinin canhıraş çabalarının devam edeceğinden emin olabilirsiniz. Bu nedenle, Batı medyasında Karabağ Savaşı ile ilgili olarak sıkça karşımıza çıkan Suriyeli cihatçılar, mazlum Ermeniler, Türkiye’nin yayılmacılığı gibi kurgu temalara Türkiye ve Azerbaycan’ın kamu diplomasisi, diaspora faaliyeti, medya temelinde daha etkili bir ortak karşı duruşa ihtiyacı vardır.
Öte yandan, soruna ilişkin Doğu dünyasının tutumunu da topyekûn değerlendirmenin faydası olmayacağı kanaatindeyim. Her şeyden önce, Arap dünyasında kamuoyunun büyük çoğunluğunun Azerbaycan’ı galip görmek istediği, buna karşılık sırf Bakü’nün Ankara ile yakın ilişkilerinden dolayı bazı Arap medya kuruluşlarının konuyu Türkiye ile ilişkilendirip Azerbaycan aleyhtarı yayınlarda bulundukları görülebilmekte. Özellikle Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri finanslı kuruluşlara dikkat edildiğinde bu görülüyor. Ancak bu devletlerin kendi vatandaşları dahi ilgili medyanın sosyal medya paylaşımlarının altına tabir yerindeyse ağızlarına geleni yazarak tepkilerini ortaya koymaktadırlar. Konuya en yakın ilgi gösteren devletlerden bir Pakistan’dır. Başından itibaren açık bir şekilde Azerbaycan’a desteğini izhar eden bu ülkenin vatandaşları da neredeyse Azerbaycanlılar kadar aktif olarak sosyal medyada Azerbaycan lehine faaliyet göstermektedirler.
“UKRAYNA DEVLETİNİN RESMİ POZİSYONU AZERBAYCAN TARAFINDA MEMNUNİYET DOĞURMUŞTUR”
Ukrayna devletinin, resmi pozisyonu da Azerbaycan tarafında ciddi memnuniyet doğurmuştur. Türkmenistan’ın bu gibi konulardaki mesafeli tutumu bir yana Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan beklentiler yüksek ancak gelen tepkiler Azerbaycan kamuoyunu tatmin edecek niteliğe henüz kavuşmamış durumdadır. Özellikle Kazakistan’ın ileride KGAÖ çerçevesinde üstünlük alması ve burada Ermenistan lehine bir ortak kararın oluşmasını engellemesi ihtimali de akla gelenler arasındadır. Azerbaycan’ın diplomatik kanalları açık tutacağı, bu arada sahadaki kazanımlarını ilerletmeye devam edeceği, Türkiye ile dayanışmasının özellikle Rusya nezdinde daha fazla dikkat çekeceği, oluşabilecek çözüm girişimlerinde Ankara’nın varlığını isteyeceği tahmin edilebilir. Ayrıca şu da açıktır ki, Azerbaycan toprak bütünlüğünü temin etmeden bu harekâtı bitirmeyecektir. Bu konuda çok keskin bir kararlılık söz konusudur.
https://qha.com.tr/haberler/prof-dr-sarikaya-azerbaycan-toprak-butunlugunu-temin-etmeden-harekati-bitirmeyecektir/260548/
HABER : Ömer Cihad KAYA & QHA Ankara
[TÜHA Haber Ajansı, 25 Ekim 2020]