Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar: İstanbul Bildirisi Ankara, Bakü ve Tiflis Bölgenin Rotasını Belirliyor
Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar; Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında imzalanan İstanbul Bildirisi’nin Güney Kafkasya'daki stratejik dönüşüme ve Orta Koridor'un artan jeopolitik önemine etkilerini Fokus+ için kaleme aldı.

Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan dışişleri bakanlarının 8 Haziran'da Çırağan Sarayı'nda imzaladıkları İstanbul Bildirisi, Güney Kafkasya ile Türkiye arasındaki ilişkiyi somut altyapı, enerji ve güvenlik mimarisine bağlayan stratejik dönüşümün kanıtıdır.
Küresel tedarik zincirlerinin çöküşe geçtiği, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşın dördüncü yılını sürdürdüğü ve Avrupa'nın enerji bağımlılığını yeniden şekillendirdiği bir konjonktürde yapılan toplantı; Ankara, Bakü ve Tiflis'in ortak jeopolitik çıkar ekseni etrafında bilinçli ve ölçülü bir hat çizdiğini göstermektedir.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre toplantıda, jeopolitik belirsizliklerin, ekonomik kırılganlıkların ve güvenlik tehditlerinin arttığı mevcut uluslararası ortamda Güney Kafkasya'nın yükselen stratejik önemi merkeze alındı.
Gözden Kaçmasın
Üç devletin bakanları, bölgesel kalkınma retoriğinin çok gerisinde kalan bir gerçeği dile getiriyordu: Güney Kafkasya, küresel güç rekabetinin fiilen yeniden şekillendiği bir geçiş ve bağlantı koridorudur. Ankara'nın bunu onlarca yıldır teori düzeyinde savunduğu bilinmektedir; ancak İstanbul Bildirisi, teorinin kurumsal ve sözleşmesel çerçeveye taşındığının somut belgesidir.
Bildirinin en kritik işlevi, üç ülke arasındaki projeleri siyasi taahhütlere bağlamasıdır. Metinde yer alan her somut referans (Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, Güney Gaz Koridoru ve Orta Koridor) birbirini tamamlayan bir sistemin parçaları olarak sunulmaktadır. Bütünsel yaklaşım, Türkiye'nin son on yılda geliştirdiği çok katmanlı bağlantısallık stratejisinin diplomatik düzeyde onaylanması anlamına gelmektedir.
Orta Koridor’un önemi artıyor
Küresel ticaretin geleneksel rotaları bugün tarihin en keskin kırılma noktalarından birini yaşıyor. Yıllarca dünya ticaretinin ana damarı olan Kuzey Koridoru, Rusya-Ukrayna Savaşı ve beraberinde gelen yaptırımlarla güvenilirliğini yitirirken; Orta Doğu'daki çatışmalar Süveyş Kanalı ve deniz yollarını stratejik birer risk alanına dönüştürdü.
Bu iki kapının eş zamanlı daralması, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nu bir tercih olmaktan çıkarıp fiilen zorunlu bir alternatife dönüştürmüştür. İstanbul Bildirisi bu dönüşümü kayıt altına almakla kalmadı; Bakü-Tiflis-Kars hattının modernizasyon sürecini de resmen tescilledi.

Orta Koridor bünyesinde Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu'nun üstlendiği kilit rol bildiride ayrıca vurgulandı. Modernizasyon çalışmalarının tamamlanması vesilesiyle 2 Haziran'da Gürcistan'daki Ahılkelek Uluslararası Tren İstasyonu'nda düzenlenen etkinliğe de bildiride özellikle yer verildi.
Ahılkelek'in Gürcistan'ın güneyinde, Türkiye sınırına yakın kritik bir geçiş noktasında konumlandığı düşünüldüğünde, modernizasyonun tamamlanmasının Türkiye ile Azerbaycan arasındaki demiryolu süresini ve kapasitesini doğrudan artırdığı anlaşılır. İstasyonun devreye alınması, Türk lojistik firmalarının Orta Asya pazarına ulaşma maliyetini ve süresini somut biçimde düşürecektir.
Verilere göre 2024'ün ilk 11 ayında Orta Koridor'da taşınan kargo miktarı, önceki yıla kıyasla yüzde 63'lük bir artış kaydetti. Bu rakam, bildirinin imzalandığı dönemde hattın siyasi söylemin çok dışına taşarak fiilen işleyen bir ticaret rotasına dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da toplantının ardından “enerji, ulaştırma ve iletişim altyapılarında daha da bütünleşmiş bir bölge inşa etmenin hedef olduğunu” ve Orta Koridor'un “üçlü iş birliğinin stratejik omurgalarından biri hâline geldiğini” açıkça ifade etti.
Bildirinin teknik açıdan en dikkat çekici bölümü ise Orta Koridor'u üçlü formattan dört taraflı bir mekanizmaya taşıyan vurgudur. Bildiride, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Gürcistan'ın Dışişleri Bakanları ile Ulaştırmadan Sorumlu Bakanları mekanizması vasıtasıyla bölgesel bağlantısallığın güçlendirilmesinde kararlı olunduğu vurgulandı.
Kazakistan'ın bu mekanizmaya dâhil edilmesi, Türkiye'nin Orta Koridor stratejisini Orta Asya steplerinde de kurumsallaştırma çabasının diplomatik belgesidir. Nitekim Kazakistan, hat boyunca en uzun segmenti kontrol eden ülke olup Hazar'ın doğusundaki liman kapasitesi ve demiryolu altyapısı olmadan Orta Koridor'un etkinliği sınırlı kalmaya mahkûmdur.
Buna karşın bazı yapısal sorunlar bulunmaktadır. Orta Koridor, multimodal yapısı nedeniyle daha maliyetli olmakla birlikte “jeopolitik güvenlik” ve yaptırımlardan ari yapısı sayesinde bu farkı tolere edilebilir kılmaktadır. Ancak Hazar Denizi'ndeki feribot ve liman kapasitesi eksikliği, hattın en büyük lojistik darboğazı olmayı sürdürmektedir.
Türk dış politikasının önündeki en acil görev, bu darboğazı diplomatik taahhütlerin gerisinde bırakmayarak somut altyapı yatırımlarıyla aşmaktır. İstanbul Bildirisi bu konuda niyet beyanı düzeyinde kalırken, yürütülecek teknik müzakerelerin ivedilikle güçlendirilmesi gerekmektedir.
Tiflis'e destek stratejik
İstanbul Bildirisi'nin belki de en az tartışılan ancak en fazla anlam taşıyan bölümü, Gürcistan'ın toprak bütünlüğüne yapılan açık ve güçlü atıftır. Bakanlar bildiride, “Gürcistan'ın uluslararası alanda tanınmış sınırları dâhilinde toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin yeniden tesis edilmesinin en yüksek derecedeki önemine” dikkat çekti. Söz konusu ifade, rutin bir dayanışma jesti değildir. Rusya'nın 2008'de tanıdığı ve hâlâ askerî varlık konuşlandırdığı Abhazya ile Güney Osetya'ya yapılan dolaylı ama açık bir göndermedir.
Gürcistan Dışişleri Bakanı Botchorishvili toplantının ardından konuşurken ülkesinin toprak bütünlüğü sorununa değinerek Rusya'nın Abhazya ve Güney Osetya'yı işgal etmesinin tüm bölge için bir güvenlik sorunu olduğunu söyledi; ardından Türkiye ve Azerbaycan'ı güçlü destekleri nedeniyle alenen teşekkürle andı.

Bakanın açıklaması, Gürcistan'ın üçlü mekanizmayı doğrudan güvenlik teminatı işlevi gören bir yapı olarak değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu perspektiften bakıldığında bildiri, mevcut siyasi dengeleri de açıkça etkileyen bir mesaj içermektedir: Ankara ve Bakü, Tiflis'in üstündeki Rus baskısına karşı sembolik bir duruş sergilemeyip kurumsal düzeyde karşı bir ağırlık oluşturmaktadır.
Bu noktada Türkiye'nin tutumunun iç tutarlılığını da vurgulamak gerekir. Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü destekleyen Türkiye, Abhazya ve Güney Osetya sorunlarının Gürcistan'ın egemenliği ve toprak bütünlüğü ilkeleri çerçevesinde barışçıl yollarla çözümünü tutarlı biçimde savunmaktadır. Söz konusu politika, Türkiye'nin Rusya ile paralel olarak sürdürdüğü pragmatik ilişkiler göz önüne alındığında kimi çevrelerce tutarsız bulunmaktadır.
Lakin Türk dış politikasının özü bu dengededir: Moskova ile ekonomik ilişkiler sürdürülürken Gürcistan'ın egemenliğine yapılan destek hem hukuki hem stratejik bir gereklilik olarak korunmaktadır. Bunun nedeninin salt hukuki tutarlılık olmadığını vurgulamak gerekir; Gürcistan olmadan Orta Koridor çalışmaz, Orta Koridor çalışmadan ise Türkiye'nin Asya-Avrupa geçiş merkezliği stratejisi zayıflar. Egemenlik desteği bir değer tercihi olduğu kadar jeopolitik bir hesaptır.
Bildirinin güvenlik boyutundaki bir diğer kritik unsur, hibrit tehdit vurgusudur. Bildiride, terörizm, ulus aşırı organize suçlar, siber saldırılar ve hibrit savaş türleri dâhil giderek büyüyen tehditlerin bilincinde olunduğu ifade edildi. Bu çerçeveleme, üç ülkenin güvenlik algısının asimetrik tehditleri de kapsayacak biçimde genişlediğini göstermektedir.
Siber saldırıların özellikle kritik altyapıya (boru hatları, demiryolu sistemleri, enerji iletim ağları) yöneldiği bir dönemde bu vurgunun bildiriye eklenmesi stratejik bir bilinçlilik işaretidir. Üç ülkenin hattın üzerinde konuşlandığı düşünüldüğünde, siber güvenlik alanındaki güvenlik açıkları fiziksel altyapı kadar tehdit edici bir boyut taşımaktadır.
Bildiride terörizm, siber suçlar, silah ve uyuşturucu ticareti ile insan ticareti dâhil ulus aşırı organize suçların her türlü biçimiyle mücadele etmek için iş birliğinin güçlendirilmesi yönündeki kararlılığın da altı çizildi. Kapsamlı güvenlik gündeminin oluşturulması, mekanizmanın ortak tehdit algısına dayalı bir güvenlik topluluğuna dönüştüğünü göstermektedir.
Üçlü yapının güvenlik boyutunun zaman içinde daha kurumsal bir zemine oturtulması (örneğin ortak erken uyarı mekanizmaları ya da siber güvenlik tatbikatları aracılığıyla) bu dönüşümün bir sonraki adımı olarak gündemdeki yerini koruyacaktır.

Son olarak Üçlü Toplantı'nın 2027'de Gürcistan'da düzenlenmesine karar verilmesi de mekanizmanın sürdürülebilirliğine dair güçlü bir kararlılık mesajıdır. Gürcistan'ın ev sahipliğini üstlenmesi, söz konusu ülkenin üçlü yapıdaki konumunun salt geçiş ülkesi olmaktan çıkıp gerçek bir ortak statüsüne yükseldiğinin diplomatik ifadesidir.
İstanbul Bildirisi'ni olağan bir zirve belgesi olmaktan ayıran şey, metnin üzerinde yükseldiği on yıllık kurumsal inşanın artık geri döndürülemez bir olgunluğa ulaşmış olmasıdır. Üç ülkenin çıkarları, bu mekanizma sayesinde o kadar iç içe geçmiştir ki bildirinin ileride yenilenmesi işlevsel bir zorunluluk hâline gelmiştir.








Benzer Haberler
Ankara Havalimanı yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açılacak
Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar: İstanbul Bildirisi Ankara, Bakü ve Tiflis Bölgenin Rotasını Belirliyor