Eğitimci-Yazar İsmail ÖZCAN yazdı: Çankaya ve Beştepe!

Bu iki isim, Cumhuriyet kurulduğundan beri Türk devlet yönetiminin en tepesinde bulunan isimlerin hem oturduğu hem de çalışma alanı olarak kullandığı semti/yapıyı/köşkü/sarayı simgeliyor.

YENİ TÜRKİYE'NİN SEMBOLÜ: ÇANKAYA'DAN MİLLETİN EVİ BEŞTEPE KÜLLİYESİ'NE TARİHİ GEÇİŞ! Türkiye'nin yönetim merkezinde hayata geçirilen bu tarihi değişim, yalnızca bir mekan değişikliği değil, büyüyen ve güçlenen devlet vizyonunun en somut adımlarından ...

Çankaya 90 yıldan fazla, Beştepe de hizmete girdiği 2014’ten bu yana sözünü ettiğimiz işlevlerin mekânı olmuştur. Recep Tayyip Erdoğan’a kadar geçen 11 cumhurbaşkanının karargâhı Çankaya idi. 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’nin hem yaptıranı hem de ilk kullananıdır.

Çankaya, Atatürk’ün zamanından itibaren çeşitli tadilatlar görmüş ve zaman içindeki ihtiyaçlara göre arsasına yeni ikametgâh, çalışma ve hizmet binaları eklenmiştir. Ama bulunduğu alanın kapasitesi aynen Atatürk Havalimanı gibi artık daha fazla genişlemeye izin vermeyecek bir hale gelmiştir. Beştepe de yine aynen yeni İstanbul Havaalanı gibi 21. Yüzyıl Türkiye’si için gerekliliğin de ötesinde aciliyet arz etmiştir.

Beştepe, yapılıp kullanılmaya başladığından itibaren birçok tartışmanın, eleştirinin hedefi olmuştur. Hemen hemen bütün muhalif kesimler Beştepe Külliyesinin/kompleksinin ihtiyaçtan çok gösteriş ve saltanat sürmek amacıyla yapıldığını, yapımı için harcanan paranın israf olduğunu iddia ettiler. Ana muhalefet partisinin o dönemdeki lideri Kılıçdaroğlu kendi iktidara gelirse orayı kullanmayacağını, başka türlü halkın hizmetine sunacağını bile söyledi. Muhalefet bu eleştirileri uzun zaman sürdürdü. İktidar yanlıları ise bu yapının ülkemiz için gerekli olduğunu, 85 milyon nüfuslu bir ülkenin şanına yakıştığını, bu sarayın orada geçici olarak oturana değil, millete ait bulunduğunu ifade ettiler.

Beştepe ile ilgili olarak ileri geri konuşmalar son senelerde basbayağı tavsamıştı. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen NATO Zirvesinin Beştepe’de yapılması dolayısıyla yeniden gündeme geldi. Önceden söylenenler tekrarlandı. Muhalefet tarafından yine yoksulluk edebiyatına zemin yapıldı. İktidar çevreleri ise bu yapının ülke için bir onur, bir prestij sebebi olduğunu ifade ettiler. Doğrusu Çankaya’nın NATO toplantısındaki kadar büyük katılımlı bir organizasyona ev sahipliği yapacak kapasitesi yoktu. Beştepe de zaten yüzyılımızda bu tür organizasyonlara rahatça ev sahipliği yapacak şekilde tasarlanmış bir kompleksti.

Biz çok ilginç bir toplumuz. Bizim toplumumuzda kavramlar bile gerçek anlamlarının tersine bir duruşa aracılık ediyor. Toplumumuzun kendilerini ilerici, solcu, laik olarak tanımlayan kesimi 1950’den sonra ülkeyi yöneten muhafazakâr iktidarların yaptığı, yapmak istediği her türlü çağdaş ve modern esere karşı çıkmışlardır. Yol, köprü, baraj, havaalanı gibi ülke kalkınmasında her biri bir hamle sayılacak her projeyi gereksiz ya da faydasız bulmuşlardır Birinci Boğaziçi köprüsü, kendisine kadar olan Türk tarihinin en büyük eseridir. Kendisinden önceki dönemde aynı büyüklükte, aynı yararlılıkta, aynı kapasitede bir eser daha yoktur. Tüm ilerici muhalif çevreler bu eserin hayata geçmesine engel olmaya çalışmışlardır. Lüzumsuzluğunu, gösteriş yatırımı olduğunu, sadece zenginlerin işine yarayacağını ve israf olduğunu iddia etmişlerdir. Bunların başını da ülkenin imarı için ön safta rol alması gereken TMMOB çekmiştir. Bu örgüt “Bu köprü İstanbul için felaket olacaktır” diyebilmiştir.

Söz konusu bu insanlar ve çevreler İstanbul’un tam ortasında kalan ve genişletilmesine, kapasitesinin artırılmasına imkân olmayan Atatürk Havalimanının yerinin değiştirilmesine de ölesiye karşı çıktılar. İstanbul’un yeni havalimanına günde ortalama 1500 uçak iniş kalkış yapıyor. Atatürk havalimanı bu yoğunluğu karşılayabilir miydi? Havalimanı çevresinde oturanlar bu yoğunluğun yarattığı gürültüye, trafik sıkışıklığına katlanabilirler miydi?

Doğal olarak ilericilerin daha çok sahip çıkması gereken bu çağdaş ve modern bayındırlık eserlerine Türkiye’de hep gericilikle suçlanan muhafazakârlar sahip çıkmışlardır. İlerici denilenler ise hep baltalamışlardır. Ülkemizde kavramlar ters anlamlarda kullanılıyor dediğim şey budur. İdris Küçük Ömer’in “Türkiye’de sağcı denenler solcu, solcu denenler de sağcıdır” sözü de işte bu durumu anlatmak için söylenmiştir.

İki şey bağdaşmaz: Para sevgisi ve dindarlık - DÜŞÜNENLERİN DÜŞÜNCESİ

İsmail ÖZCAN & Eğitimci Yazar

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği