AK Parti’nin 24 yıllık iktidarı boyunca ilk kez Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin dış politikasında artık bir öncelik olmadığının bu kadar açık bir şekilde ifade edilmiş olması ne anlama geliyor?
Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na ortaklık başvurusuyla 31 Temmuz 1959’da resmen başlayan bu süreç, geride 67 yıl bıraktı. Bu 67 yıl boyunca Türkiye-AB ilişkilerinde defalarca gerginlikler yaşandı; müzakere ve görüşmeler zaman zaman donduruldu. Buna rağmen Erdoğan’ın açıklamasının tonu ve iki taraf arasında değişen güç dinamikleri, geçmişte yaşanan duraksamalardan farklı bir duruma işaret ediyor.
Her şeyden önce Erdoğan’ın “Avrupa’ya kapımızı kapatmadık. Birliğe katılma niyetimizi sürdürüyoruz ancak Avrupa Birliği bizim önceliğimiz değil.” şeklindeki ifadesi, Avrupa Birliği’nin artık Türkiye’nin birincil dış politika önceliği olmadığını resmen ilan etmektedir. Bu noktada Erdoğan’ın AB’ye —2000’ler öncesindeki Türk liderlerin duruşundan farklı olarak— güçlü bir konumdan hitap ettiği ve bu açıklamayı Türkiye’nin değişen uluslararası düzendeki ve sistemdeki güçlenen konumuna dayanarak yaptığı ifade edilebilir.
Bu açıklama malumun ilanı olsa bile, Türkiye-AB ilişkilerinde sembolik ve stratejik bir kırılmaya işaret etmektedir. Geçmişte krizler ne kadar ağır olursa olsun, hatta katılım müzakereleri veya görüşmeler dondurulduğunda dahi, AB’nin önceliklendirilmediği bir dış politika perspektifi Türkiye’ye hiçbir zaman hakim olmamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti iktidarının 24. yılına kadar böyle bir açıklama yapmayıp bugün yapıyor olmasının arkasında, taraflar arasındaki asimetrik ilişkilerin zaman içinde jeopolitik arenada daha dengeli ve simetrik bir yapıya dönüşmesinin yattığını söyleyebiliriz.
Nitekim Türkiye’nin her geçen gün güçlenen jeopolitik konumu, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın değiştirdiği dengeler ve ABD Başkanı Trump’ın NATO ile AB’ye yönelik güvenlik taahhütlerini geri çekmesi de bugün Türkiye AB ilişkilerinde ortaya çıkan yeni denge de belirleyici hâle geldi.
Şüphesiz ticaret hacmi, doğrudan yabancı yatırımlar, Gümrük Birliği ve vize rejimi gibi ekonomik alanlarda AB’nin göreceli ağırlığı ve ilişkilerde asimetrik bir denge devam etmektedir; ancak Türkiye’nin askeri, lojistik ve bölgesel kriz diplomasisinde kazandığı stratejik özerklik, bu ekonomik karşılıklı bağımlılığı dengeleyen bir ölçeğe ulaşmıştır.
Tabi bu noktaya hızlıca gelinmedi. Hatırlayalım Türkiye’nin adaylık süreci, uzun ve sancılı bir dönemin ardından 2004 yılında Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlayacağının duyurulmasıyla büyük bir dönüm noktasına ulaşmıştı. 2005 yılında bu müzakereler resmen başladı. Ancak 2005’te Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’nin müzakerelerini bloke etmesi, hem Fransa hem de Avusturya’nın müzakereler başarıyla sonuçlansa dahi referanduma gideceklerini açıklamasıyla Türkiye-AB üyelik müzakereleri esasen ölü doğmuş oldu.
Avrupa Birliği üyeliğinin temel mantığı koşulluluk ilkesidir. Bu ilkeye göre aday ülkeler, birliğin şartlarını yerine getirmeleri ve müzakereleri başarıyla tamamlamaları kaydıyla üye olabilirler. Oysa Türkiye’ye iletilen mesaj şuydu: “Müzakereleri yürütün, 35 müzakere başlığın tamamını tamamlayın, bu başlıklar dahilinde ulusal egemenliğinizden çeşitli tavizler verin, Kıbrıs adasında bir çözüm olmadan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıyın… Ancak tüm bunların sonucunda size üyelik garantisi veremeyiz; Avusturya ve Fransa’da referandumlar yapılacak.” Bu iki ülkede yapılacak bir referandumun sonucunun ne olacağını hepimiz biliyoruz.
Nitekim, müzakerelerin başlamasıyla birlikte Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki gerilimler tırmanmaya devam etti. Özellikle Avrupa Birliği’nin Türk siyasetine vesayet odaklarının müdahalesine, askeri darbelere ve darbe girişimlerine karşı sessiz kalması Türkiye’de derin bir hayal kırıklığı yarattı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB’nin darbecilere kucak açması, Avrupa ülkelerinin ve yetkililerinin sessizliği büyük bir psikolojik kopuşu tetikledi.
Bu süreç boyunca Avrupa Birliği, Türk iç siyasetinde giderek ilgisiz ve önemsiz bir konuma geriledi. 2012–2013 öncesinde Avrupa Komisyonu’nun İlerleme Raporları Türkiye’de haftalarca, aylarca tartışılırken; AB’nin sonrasındaki olumsuz tutumu ve iktidardaki hükümetin politikalarına müdahale etme girişimleri, Türk kamuoyunun Avrupa Birliği’ne olan ilgisini ve bağını kaybetmesine yol açtı.
Sonuç olarak, bugün Avrupa Birliği tarafından Türkiye’ye ilişkin yapılan açıklamaların kamuoyunda hiçbir karşılık bulmadığını ve hiçbir tepki uyandırmadığını gözlemliyoruz.
Şüphesiz Türkiye-AB ilişkileri sadece ikili ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmemeli ya da yalnızca Türkiye içindeki gelişmelere bağlanmamalıdır. Eş zamanlı olarak, son 20 yılda aşırı sağ Avrupa Birliği içinde ciddi bir güç ve zemin kazandı ve bu aşırı sağ partilerin Türkiye’ye karşı olumsuz tutumunun ne kadar güçlü olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda uluslararası sistemde büyük güç kaymaları ve jeopolitik yeniden hizalanmalar yaşandı.
Tüm bu faktörlerin sonucunda Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerindeki denge, Cumhurbaşkanı’nın “Avrupa Birliği artık Türkiye için bir öncelik değildir.” açıklamasını yapabileceği bir noktaya ulaştı.
Avrupalı elitlerin Türkiye’ye bakışlarında zaman zaman körlüğe varan ciddi bir stratejik miyopluktan muzdarip oldukları artık herkesçe bilinen bir gerçek. Avrupalı elitler —tıpkı çöken veya zirvesini geride bırakıp bir duraklama dönemine giren birçok imparatorluk ya da medeniyet gibi— katı bir dünya görüşüne sahip. Bu Avrupa merkezci, katı dünya görüşüne göre Avrupa hâlâ dünyanın merkezi. Bu zihniyetin ve elitlerin, yeni küresel güç kaymalarının sonuçlarını —algılasalar ve anlasalar dahi— kabul etmeyi reddetmesi ve buna uygun politikalar geliştirememeleri, Avrupa Birliği’ni ve Avrupa kıtasını ağır bir krize doğru sürüklemektedir.
Kabul edilmelidir ki Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği meselesi, Avrupa ve onun elitleri için varoluşsal bir meydan okumayı temsil etmektedir. Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ve tarihsel olarak Avrupa’nın “ötekisi” kabul edilen Türkiye’nin AB üyeliği, Avrupa’nın kendisini yeniden tanımlamasını gerektirecek, Avrupalı elitleri Avrupa’yı, kendilerini ve kimliklerini yeniden tanımlamaya zorlayacak kadar derin bir meydan okumadır.
Ancak Avrupalı elitlerin bugüne kadar bu meseleye yaklaşımı, Birlik müktebesatına uyum gibi teknik gerekliliklerin ötesine geçerek Türkiye ve Türk toplumunun sosyo-kültürel olarak asimile edilmesi beklentisine yaslanmıştır. Bu beklentiler karşılanmadığı için de uzun süredir Türkiye’nin AB üyeliğine karşı şiddetli bir muhalefet yürütmektedirler.
Öte yandan, uluslararası sistemde yaşanan büyük güç kaymaları, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye olan ihtiyacını her geçen gün artırmaktadır. Buna rağmen Avrupalı elitler, Avrupa kimliğini Müslümanları ve Türkiye’yi kapsayacak şekilde yeniden tanımlamaya girişebilecek ne cesarete ne de vizyona sahiptir.
Meselenin tıkanıp kaldığı yer tam da burasıdır. Erdoğan’ın açıklamaları, bu düğümü çözemeyen Avrupalı elitlere güçlü bir uyarı gönderirken aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerinde eşit şartlar üzerine kurulu yeni bir dönemi ilan etmektedir.



Benzer Haberler
www.turkuazhaberajansi.com/Bakan Fidan, "Irak Devlet Bakanı olarak atanan ITC Başkanı Ağaoğlu ile görüşerek kendisini tebrik etti"
www.turkuazhaberajansi.com/İstanbul Valisi Davut Gül, sel felaketinin ardından sel mağdurlarına para yardımı yapıldı
www.turkuazhaberajansi.com / Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Uçum'dan seçim tarihi açıklaması...
www.turkuazhaberajansi.com/(TUDPAM) Başkanı Dr. Hüseyin Yeltin'in "Diğer ülkeler de Yemen'deki çatışmaya dahil olacak mı?" başlıklı özel röportajı...
www.turkuazhaberajansi.com/MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Türk devletleri arasındaki iş birliği, saygı, eşitlik ve ortak menfaatler temelinde gelişmektedir"
www.turkuazhaberajansi.com/ KAAN’ın İlk Seferi: Endonezya Anlaşması ve Türkiye’nin Asya-Pasifik’e Açılan Savunma Kapısı
www.turkuazhaberajansi.com: Milli Savunma Bakanı Güler, Ankara'nın Polatlı ilçesinde düzenlenen "Ateş Serbest-2026" tatbikatına katıldı...
www.turkuazhaberajansi.com / Kocaeli (TÜHA) Bürosu: Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'ten ‘Mekke Anlaşması’ uyarısı: ‘Mehmetçiği Yemen’e gönderen baş aşağı gider’