www.turkuazhaberajansi.com/İsrail 2026 Seçimleri: Aktörler, Fay Hatları ve Senaryolar

* Orta Doğu Araştırmalar Merkezi'nde (ORSAM) yer alan "İsrail 2026 Seçimleri: Aktörler, Fay Hatları ve Senaryolar" başlıklı analizde, İsrail kuruluşundan bu yana yaşadığı en uzun ve en çok cepheli savaş döneminin ardından 27 Ekim 2026’da sandık başına gideceğine dikkat çekiyor. 

TÜHA/ TÜRKUAZ İnternational News Agency (www.turkuazhaberajansi.com)

ANKARA, 20 EKİM 2026 - İsrail kuruluşundan bu yana yaşadığı en uzun ve en çok cepheli savaş döneminin ardından 27 Ekim 2026’da sandık başına gidecek.

Bu seçim, 2019-2022 arasında art arda gerçekleşen beş seçimin yarattığı siyasi istikrarsızlığın ve 2022 sonunda Netanyahu liderliğinde kurulan İsrail tarihinin en sağcı koalisyonunun dört yıllık kesintisiz sayılabilecek bir yasama döneminin ardından yapılıyor olması bakımından da ayrıca önemli. Zira 1988’den bu yana ilk kez bir Knesset tam süresini doldurarak seçime gitmiş olacak. Ancak bu oldukça göreli “istikrar” görüntüsü dönemin içeriğiyle tezat oluşturuyor.

Zira son hükümetin kurulmasının ardından geçen dört yıl, 7 Ekim 2023’te başlayan ve Gazze soykırımıyla aynı süreçte İsrail’in Lübnan, Suriye ve nihayetinde İran’a büyük ölçekli saldırılarda bulunduğu çok cepheli bir çatışma sürecine sahne oldu. Bu süreç yalnızca İsrail’in güvenlik doktrinini değil, aynı zamanda ülkenin siyasi kimliğini, kurumsal dengelerini, toplumsal sözleşmesini ve uluslararası konumunu da köklü biçimde dönüştürdü.

Bu bağlamda 27 Ekim 2026’da gerçekleşecek seçimler sıradan bir hükümet değişikliği sınavı olmanın çok ötesine geçiyor. Rapor boyunca farklı yazarların ortak olarak vurguladığı üzere bu seçim aynı zamanda (i) Binyamin Netanyahu’nun on altı yılı aşan kesintili iktidarının — ve bizzat kendisinin siyasi hayatta kalma stratejisinin bir sınavı; (ii) İsrail’in üç yılı aşkın süredir devam eden ve stratejik olarak net bir sonuç üretememiş savaş halini sürdürüp sürdürmeyeceğine dair bir referandum; (iii) Haredi/Ultra Ortodoks yeşiva öğrencilerinin askerlik muafiyeti, yargının sınırlandırılması ve devlet kurumlarının siyasallaşması gibi 2023 yargı reformu krizinden bu yana biriken iç gerilimlerin bir hesaplaşma zemini; ve de (iv) İsrail’in Gazze, Lübnan ve İran cephelerindeki askerî harekâtları nedeniyle derinleşen uluslararası izolasyonuna nasıl bir siyasi cevap verileceğinin belirleyicisi olarak okunuyor.

Seçime giden sürecin fitilini ateşleyen en doğrudan gelişme ise Ultra Ortodoks kesime tanınan askerlik muafiyetini düzenleyen “Tal yasası” etrafındaki koalisyon krizidir. Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği’nin (UTJ) desteklerini art arda çekmesi, 2026 Haziran’ı başlarında Knesset’in kendini feshetme kararını 106 oyla geçirmesiyle sonuçlanmış ve erken seçim takvimini başlatmıştır. Bu kriz, raporun ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı biçimde ele alındığı gibi, yalnızca konjonktürel bir anlaşmazlık değil, İsrail siyasetinin son on beş yılına damgasını vuran seküler-dindar gerilimin yapısal bir tezahürüdür.

27 Ekim seçimlerini birbirini tamamlayan beş farklı analitik katman üzerinden değerlendiren çalışma, seçim sonucunu şekillendirecek aktörleri, kurumsal dinamikleri ve toplumsal fay hatlarını; güncel anket verileri, parti programları, tarihsel seçim sonuçları ve şehir/yerleşim bazlı oy dağılımlarıyla bir arada çok boyutlu biçimde ortaya koymayı hedeflemektedir.

Birinci bölüm, meseleyi tarihsel bir çerçeveye oturtarak 7 Ekim’in İsrail siyasetinde yarattığı yapısal kırılmayı ele alıyor. Rehine krizinin iki yılı aşkın bir süre çözümsüz kalması, savaşın stratejik olarak net bir sonuç üretmeden Gazze’nin ötesinde Lübnan, Suriye, Yemen ve nihayetinde İran’a yayılması ve bunun ordu, yargı, istihbarat kurumları (Şin Bet, Mossad) ile medya arasındaki güven ilişkisini nasıl aşındırdığı, bu bölümün merkezi tartışma konusunu oluşturuyor. Burada özellikle vurgulanan husus, aşırı sağın 7 Ekim’i yalnızca güvenlik söylemini sertleştirmek için değil, aynı zamanda 2023 yargı reformu krizinden beri ordu, yargı, medya ve istihbarat kurumlarını hedef alarak sürdürdüğü müesses nizam karşıtı kampanyayı çok daha geniş bir cephede sürdürmek için bir fırsat penceresi olarak kullanmasıdır. İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verileri, Netanyahu’ya duyulan kamuoyu güveninin on iki günlük İran savaşının ortasında bile yüzde 40’ın altında seyrettiğini göstermektedir; bu da söz konusu aşınmanın boyutunu somutlaştırmaktadır.

İkinci bölüm, İsrail seçim sisteminin teknik ama son derece belirleyici bileşenlerini analiz ediyor: 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluk eşiği, zaman içinde %1’den %3,25’e yükseltilen seçim barajı ve yazarın “meşru siyaset çemberi” olarak kavramsallaştırdığı, hangi siyasi aktörlerin iktidar koalisyonunun parçası olarak kabul edilebilir sayıldığını belirleyen siyasi, hukuki ve toplumsal sınırların bütünü. Bu çerçeve Arap partilerinin ve bugünkü temsilcisi Itamar Ben Gvir olan Kahanist geleneğin bu çemberin dışında/içinde nasıl konumlandığını, 2021’de Ra’am’ın koalisyona katılımıyla bu çemberin ilk kez nasıl delindiğini ve 2022’de aşırı sağın dâhil edilmesiyle bu çemberin nasıl yeniden, bu kez tersine bir şekilde, genişletildiğini göstererek raporun sonraki bölümlerinde ele alınan koalisyon senaryolarını anlamlandırmak için gerekli kavramsal zemini sağlıyor.

Üçüncü bölüm odağı doğrudan Netanyahu’nun kişisel siyasi biyografisine ve onun Likud’u dönüştürme sürecine çeviriyor. Bu analiz Netanyahu’nun karar alma süreçlerini kendi ofisinde merkezileştirerek parti içi kurumsal demokrasiyi lidere tam bağımlı bir yapıya nasıl dönüştürdüğünü, “prensler” olarak anılan kurucu neslin mirasçılarını (Dan Meridor, Benny Begin, Reuven Rivlin gibi isimler) nasıl tasfiye ettiğini ve Likud’u klasik, Jabotinsky çizgisindeki merkez sağ bir kitle partisinden kişiselleşmiş, sadakat temelli bir iktidar aygıtına nasıl evirdiğini ortaya koyuyor. Bu dönüşümün 2026 seçimlerindeki somut karşılığı çarpıcıdır: 2022 seçimlerinde 32 milletvekili çıkaran Likud’un, güncel anketlerde 21 sandalyeye kadar gerileyebileceği öngörülmektedir ve bu, partinin meclisteki ağırlığının neredeyse üçte bir oranında erimesi anlamına gelmektedir.

Dördüncü bölüm ise 2013’ten 2022’ye uzanan seçim verilerini şehir ve yerleşim bazında karşılaştırmalı olarak inceleyerek Ultra Ortodoks partiler (Şas, UTJ) ile milliyetçi-dindar/radikal sağ partiler (Dini Siyonizm, Otzma Yehudit) arasındaki hem ittifak hem gerilim ilişkisini uzun vadeli bir perspektiften ele alıyor. Buradaki en çarpıcı veri, 2013’te yalnızca 66.775 oy alarak barajın gerisinde kalan Otzma le-Yisrael’in mirasçısı hareketin, 2022’de Dinî Siyonizm listesi altında 516.470 oya ve 14 sandalyeye ulaşmasıdır ki bu, on yıl içinde radikal sağın marjinal bir siyasi akım olmaktan Knesset’in üçüncü büyük listesi hâline gelen bir güce dönüştüğünü göstermektedir. Kudüs, Bnei Brak, Beyt Şemeş ve Kiryat Arba gibi yerleşimlerdeki oy yoğunlaşmaları, bu dönüşümün coğrafi ve sosyolojik boyutlarını somutlaştırmaktadır.

Beşinci bölüm, muhalefet cephesindeki parçalı ve son derece akışkan yapıyı ele alıyor. Naftali Bennett’in Nisan 2026’da Yair Lapid’in Gelecek Partisi’yle birleşerek kurduğu “Birlikte” (Beyahad) ittifakı, Gadi Eisenkot’un merkezde konumlanan Yashar Partisi, Yair Golan liderliğindeki İşçi Parti-Meretz birleşimi Demokratlar ve Avigdor Liberman’ın Evimiz İsrail’i gibi aktörlerin hem birbirleriyle hem de Netanyahu karşısındaki konumlanışları, güncel anket verileri eşliğinde inceleniyor. Bu bölümün ortaya koyduğu kritik bulgu şudur: muhalefetin Netanyahu’ya yönelik keskin eleştirisine rağmen, savaşın hangi koşullarda sonlandırılacağı, İsrail’in bölgesel izolasyonunun nasıl aşılacağı ve ekonominin nasıl canlandırılacağı gibi temel sorularda henüz tutarlı, birbirinden net biçimde ayrışan bir alternatif vizyon üretilebilmiş değildir. Bennett’in başlangıçtaki anket yükselişinin kısa sürede sönümlenmesi ve yerini daha ılımlı bir profil çizen, yolsuzluk suçlaması bulunmayan eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot’a bırakması, seçmenin yalnızca Netanyahu karşıtlığı ile değil, adayın kişisel güvenilirliği ve Netanyahu’dan ne ölçüde farklılaştığıyla da ilgilendiğini göstermektedir.

Altıncı bölüm, İsrail vatandaşı Arap nüfusun (toplam seçmenin yaklaşık %20-21’i) siyasi temsilini, Hadaş, Ta’al, Ra’am ve Belad partilerinin ideolojik farklılıklarını, 2015’te kurulup 2020’de 15 sandalyeye ulaşan ancak sonrasında dağılan “Ortak Liste” deneyimini ve Mansur Abbas’ın 2021’de başlattığı “kingmaker” stratejisini analiz ediyor. Bölüm, 2026 seçimlerinde olası bir Arap ittifakının 10-15 sandalyelik bir potansiyel taşıdığını, ancak Raam’ın pragmatik çizgisi ile Beled’in daha milliyetçi duruşu arasındaki gerilimin bu birleşmeyi zorlaştırdığını; buna karşılık Arap kentlerindeki artan suç ve cinayet oranlarının (2026 itibarıyla günde bir cinayet vakasına ulaşan bir tabloyla) tabandan gelen birleşme baskısını güçlendirdiğini ortaya koyuyor.

Birbirinden ayrı yazılardan olmaktan çok farklı katmanları oluşturan bu altı analizin ortaya koyduğu ve birbirini destekleyen üç temel bulgu öne çıkmaktadır. Birincisi, hiçbir bloğun, yani ne Netanyahu’nun sağ-dindar koalisyonu ne de Bennett, Eisenkot, Golan ve Liberman’ı kapsayan muhalefet bloğunun güncel anketlere göre tek başına 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadığıdır. Bu durum, hükümet kurma matematiğini bir kez daha Arap partilerinin elindeki potansiyel belirleyici role bağımlı kılmaktadır. Ancak raporun beşinci bölümünün de gösterdiği gibi gerek Netanyahu’nun gerek muhalefetin bu partilerle açık bir koalisyon ilişkisine girme konusunda ciddi siyasi maliyetlerle karşı karşıya olması, seçim sonrası sürecin de en az seçimin kendisi kadar belirsiz kalabileceğine işaret etmektedir.

İkincisi ise savaşın uzaması, ekonomik maliyetlerin (savunma harcamalarının GSYİH içindeki payının %4,5’ten %8’e çıkması, kamu borcunun %60’tan %68,6’ya yükselmesi gibi) birikmesi ve göç dengesinin negatife dönmesi (2024’te 82.700 kişinin ülkeyi terk etmesi), İsrail toplumunda mevcut siyasi partilerin hiçbirinde kendini temsil edilmiş hissetmeyen geniş bir seçmen kesiminin oluşmasına yol açtığıdır. İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün Aralık 2025 tarihli araştırması bu tabloyu doğrulamaktadır. Bu durum hem Netanyahu’nun geleneksel tabanını hem de muhalefetin konsolidasyon çabalarını aynı anda zorlayan bir zemin yaratmaktadır.

Üçüncü önemli tespit de seçim sonrasında kurulacak hükümetin niteliğinden bağımsız olarak 2023 yargı reformu krizinden bu yana derinleşen ordu-hükümet ilişkisi, yargı-yürütme dengesi, medyanın siyasallaşması ve din-devlet statükosu etrafındaki gerilimlerin seçimle birlikte ortadan kalkmayacak olmasıdır. Anketlerin işaret ettiği kırılgan ve parçalı meclis dağılımı, hangi blok kazanırsa kazansın, istikrarsız bir koalisyon matematiğinin İsrail siyasetinin belirleyici unsuru olmaya devam edeceğine işaret etmektedir.

Bu çerçevede rapor söz konusu çok boyutlu belirsizliği farklı analitik açılardan haritalandırarak hem 27 Ekim seçiminin kendisine hem de seçim sonrası İsrail’in olası rotalarına dair bütüncül, veri temelli ve çok sesli bir okuma sunmayı hedeflemektedir.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği