Yazar Ahmed Yusuf'un kaleme aldığı, Çocuklar Hayal Kurabilsin Diye: TEKNOFEST

* Fokus+ takipçileri için bu hafta küresel gündemin öne çıkan gelişmelerinde ve sosyal medya platformlarında ele aldıkları  yazar Ahmed Yusuf'un kaleme aldığı "Çocuklar Hayal Kurabilsin Diye: TEKNOFEST" konusunu siz okuyucular için derledi...

TÜHA / TÜRKUAZ Uluslararası Haber Ajansı (https://www.turkuazhaberajansi.com)

Photo by Ahmed Yusuf (@ahmedyusuftm) · May 22, 2025

YAZAR* Ahmet YUSUF & FOKUS+

ŞANLIURFA, 04 EKİM 2026  -TEKNOFEST alanında en çok dikkat çeken şey belki de sergilenen uçaklar, roketler ya da İHA’lar değil; onların karşısında hayal kurmaya başlayan çocuklar. Çünkü bazen bir çocuğun zihninde beliren “Ben neden yapmayayım?” sorusu, yıllar sonra büyük bir hikâyenin ilk adımına dönüşebilir. Belki de asıl mesele, o soruyu sorabilecek cesareti çocuklara verecek ortamları çoğaltabilmek.

kose-cocuklar-hayal-kurabilsin-diye-teknofest.jpg

Şanlıurfa’daki TEKNOFEST alanına girdiğimde, doğal olarak ilk dikkatimi çekenler uçaklar, insansız hava araçları, roketler, kara ve hava platformları ile sergilenen farklı teknolojiler oldu.

Zaten uzaktan bakıldığında TEKNOFEST denince ilk görülen de bunlar. Fotoğraf karelerine onlar giriyor, haberlerde çoğunlukla onlar öne çıkıyor.

Fakat alanda biraz zaman geçirince dikkatimi başka bir şey çekmeye başladı: Çocuklar.

İlkokul, ortaokul ve lise çağındaki çocuklar…

Uçakların etrafında dolaşan, projeleri inceleyen, deneyen, soru soran, belki daha önce yalnızca ekranda gördükleri teknolojilere yakından bakan çocuklar.

O an TEKNOFEST’e başka bir gözle bakmaya başladım.

Belki de burada yapılan en önemli şey, bugün havalanan bir uçak, geliştirilen bir İHA ya da sergilenen bir roket değil.

Asıl mesele, bütün bunların karşısında duran bir çocuğun zihninde oluşan şu soru:

“Ben neden yapmayayım?”

Çünkü çocukların ve gençlerin hayal dünyasını büyük ölçüde içinde bulundukları çevre şekillendiriyor. Bir çocuğun önündeki hayal alanını ne kadar genişletirseniz, zihnindeki “mümkün”ün sınırlarını da o kadar genişletiyorsunuz.

Bence TEKNOFEST’in en önemli taraflarından biri tam da burada.

Önce hayali inşa etmek...

Bunu en fazla hissettiğim yerlerden biri Hezarfen alanıydı.

İnsanoğlunun yüzyıllar önceki uçma hayali ile bugünün havacılık teknolojileri aynı hikâyenin içinde buluşturuluyor. Çocuk, geçmişten bugüne uzanan bu yolculuğun içine giriyor.

Burada mesele yalnızca havacılık tarihini öğretmek değil.

Çocuğa çok daha temel bir şey gösteriliyor:

Bugün gerçek olarak gördüğümüz pek çok şey, bir zamanlar bir insanın hayalinden ibaretti.

Savunma sanayisinin ve teknolojinin tarih içindeki kırılma noktalarını, bu gelişmelerin ortaya çıktığı medeniyetleri ve bugünün ileri teknolojilerini aynı çizgide görmek, tarihe bakışı da değiştiriyor.

Tarih yalnızca bizden öncekilerin ne yaptığını anlatmaz. Aynı zamanda bize şu soruyu sordurur:

Peki biz ne yapacağız?

Bu nedenle çocuklarımızı ve gençlerimizi nasıl bir çevrenin içine yerleştirdiğimiz son derece önemli.

Üreten, deneyen, bazen başarısız olan ama yeniden deneyen insanların arasında büyüyen bir çocukla; her şeyin başka ülkelerde üretildiğini, başkalarının bizden ileride olduğunu ve bizim ancak onların ürettiklerini tüketebileceğimizi düşünerek büyüyen bir çocuğun dünyaya bakışı aynı olmaz.

Bize kendisini daha yolun başında yetersiz görmeyen bir nesil lazım.

Hayallerine daha başlamadan sınır koymayan, öğrenebileceğine, üretebileceğine, geliştirebileceğine ve dünyayla rekabet edebileceğine inanan bir nesil…

Kendine güvenmek tek başına başarı getirmez. Ama başarmanın en temel şartlarından biridir.

Yarışa daha başlamadan kaybedeceğine inanan biri ise o yarışın önemli bir bölümünü zaten kaybetmiştir.

Mesele sadece bugün yapılan teknoloji değil.

Bu nedenle TEKNOFEST’in asıl değerini yalnızca bugün sergilenen teknolojilerde görmüyorum.

Bence daha önemli olan, yarının teknolojisini geliştirecek neslin burada yetişiyor olması.

Dünya çok hızlı değişiyor.

Teknolojiyi yalnızca kullanan ülkeler ile onu üreten, geliştiren ve yön veren ülkeler arasındaki mesafe giderek daha önemli hâle geliyor.

Bizim teknoloji tüketen değil, teknoloji üreten ve geliştiren nesillere ihtiyacımız var.

Kendi teknolojimizi geliştirmek, savunma imkânlarımızı güçlendirmek, ilacımızı üretmek, bilgiyi ve üretim kabiliyetini kendi elimizde tutmak zorundayız.

Çünkü bugün bağımsızlık yalnızca siyasi bir kavram değil.

Ekonomik, bilimsel, teknolojik ve endüstriyel bir altyapısı var.

Eskilerin sözüyle, kendi aşına sahip olmayan, kendi kararına da tam anlamıyla sahip olamaz.

Bugün “aş” dediğimiz şey de yalnızca ekmek değildir.

İlaçtır, bilgidir, veridir, teknolojidir, enerjidir, üretim kabiliyetidir ve gerektiğinde kendini savunabilme gücüdür.

TEKNOFEST’in taşıdığı önemli mesajlardan birini de burada görüyorum: Başkasının yaptığını hayranlıkla seyreden bir toplum olmaktan, kendisi yapan ve daha iyisini yapmayı hedefleyen bir topluma dönüşmek.

Aynı hedef etrafında buluşmak...

TEKNOFEST alanında dikkatimi çeken bir başka nokta da katılımın çeşitliliğiydi.

Üniversiteler var, okullar var, kamu kurumları var, şirketler var, gençlik kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları var.

Bence bu tablo, sergilenen teknolojiler kadar değerli.

Çünkü bir teknoloji nesli yetiştirmek yalnızca bir bakanlığın, bir şirketin ya da bir üniversitenin yapabileceği bir iş değil.

Okul, üniversite, kamu, özel sektör ve sivil toplum aynı hedef etrafında buluştuğunda teknoloji, belirli bir uzman grubunun alanı olmaktan çıkar ve toplumsal bir kültürün parçası hâline gelir.

Çocuğun teknolojiyi ders kitabında görmesi başka bir şeydir; ona dokunması, onu geliştiren mühendisle konuşması ve kendisine yakın yaştaki gençlerin projelerini görmesi bambaşka bir şey.

Bir üniversite öğrencisinin başarılı bir projeyi izlemesi başka; kendi fikrinin de karşılık bulabileceği bir ekosistemin varlığını hissetmesi başka...

Yetenek böyle keşfedilir.

İnsan kaynağı böyle yetişir.

Teknolojik bağımsızlık da ancak böyle uzun vadeli bir sürece dönüşür.

Aidiyet, gurur ve sorumluluk...

Meselenin bir başka boyutu daha var.

Bir genç kendi ülkesinde gurur duyabileceği somut işler gördüğünde ülkesine aidiyeti de güçleniyor.

Ancak sağlıklı bir aidiyet yalnızca gurur duymakla sınırlı kalmamalı.

O gurur bir süre sonra şu soruya dönüşmeli:

“Ben ne katacağım?”

İşte o zaman aidiyet, sorumluluğa dönüşür.

İçinden geçtiğimiz dönem, yalnızca Türkiye’nin değil, bütün bölgemizin kendine güvenen, dünyayı okuyabilen, değerleriyle bağını koruyan ve aynı zamanda çağın araçlarına hâkim nesillere ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

Selçuk Bayraktar’ın teknoloji ile vicdanı ve merhameti yan yana getiren yaklaşımını da bu açıdan önemli buluyorum.

Çünkü yapay zekânın, ileri savunma sistemlerinin ve hayatımızın her alanına giren teknolojilerin konuşulduğu bir çağda artık tek soru artık “Ne yapabiliriz?” değil.

Bir başka soru daha var:

“Bunu nasıl bir insan yapacak ve hangi amaçla kullanacak?”

Teknoloji insana büyük bir güç verebilir. Fakat o gücün hangi yönde kullanılacağını teknoloji tek başına belirleyemez.

Siyasi ve ideolojik tartışmaların ötesinde

Siyasette farklı düşünebiliriz. İdeolojik tercihlerimiz de farklı olabilir.

Fakat bazı meseleleri günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirebilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bir ülkenin dünyayla rekabet edebilecek mühendisler, bilim insanları, yazılımcılar, teknisyenler ve girişimciler yetiştirmesi millî bir birikimdir.

Bir çocuğun teknoloji festivalinden eve dönerken mühendis, bilim insanı ya da uçak tasarımcısı olmayı hayal etmeye başlaması da desteklenmesi gereken bir kazanımdır.

Ben TEKNOFEST’e öncelikle buradan bakıyorum.

Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığını güçlendirme arayışının bir parçası olmasının yanında, bu hedefi yarına taşıyacak insan kaynağına yapılan uzun vadeli bir yatırım olarak görüyorum.

Üstelik bunun sonuçları teknoloji sektörünün sınırlarında kalmıyor.

Savunma sanayisinde, yapay zekâda, haberleşmede ve diğer stratejik alanlarda kapasite geliştiren ülkelerin uluslararası ilişkilerde de yeni iş birliği imkânları ortaya çıkıyor. Teknoloji artık diplomasinin, ekonomik ilişkilerin ve ülkeler arasındaki ortaklıkların önemli unsurlarından biri.

Bugün bir uçağın karşısında heyecanla duran çocuğa yapılan yatırımın yirmi yıl sonra nereye ulaşacağını bugünden kestirmek kolay değil.

Peki ya bizim bölgemizin çocukları?

TEKNOFEST’i gezerken zihnimde sürekli başka bir soru daha vardı:

Arap ve İslam dünyasında aynı zekâya, aynı yeteneğe ve aynı potansiyele sahip kaç çocuk, kendisine “Sen de yapabilirsin” diyecek bir ortam bulamıyor?

Bölgemiz umutsuzluğun yükünü taşıyan gençlerle dolu.

Son yıllarda yaşanan savaşlar, krizler, çatışmalar ve başarısızlıklar birçok gencin zihninde geleceğin başka yerlerde kurulduğu, teknolojinin başka toplumlar tarafından üretildiği ve kendisinin bu yarışın dışında kaldığı hissini güçlendirdi.

Oysa sorun yetenek eksikliği değil.

Bu coğrafyada milyonlarca zeki ve yetenekli çocuk var.

Asıl soru, kaçına doğru ortamı sağlayabildiğimiz.

Bir çocuğun kendi ülkesinde üretilmiş bir uçağı görmesi, onu geliştiren genç bir mühendisle karşılaşması, üniversite öğrencilerinin projelerini incelemesi veya bir uçuş simülasyonunu denemesi yetişkinler açısından birkaç saatlik bir etkinlik olabilir.

Ama bir çocuğun zihninde bunun neye dönüşeceğini bilemeyiz.

Belki yalnızca güzel bir gün olarak kalır.

Belki de yirmi yıl sürecek bir hikâyenin ilk günü olur.

Bu yüzden TEKNOFEST’in etkisinin yalnızca Türkiye ile sınırlı olduğunu düşünmüyorum.

Bizim coğrafyamızdan çıkan başarılı bir teknoloji ve üretim tecrübesi, daha geniş bir bölgeye çok önemli bir mesaj veriyor:

Yapabiliriz.

Sürekli başkalarının ürettiklerini tüketmek zorunda değiliz.

Kendi tecrübemizi oluşturabilir, üretebilir, geliştirebilir ve dünyayla rekabet edebiliriz.

Bugün Arap ve İslam dünyasındaki gençlerin belki de en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri bu duygudur.

Bir sonraki TEKNOFEST neden bir Arap ülkesinde olmasın?

Bu nedenle TEKNOFEST için bir önerim var:

Önümüzdeki uluslararası duraklardan biri bir Arap ülkesi olsun.

Bunun bölge açısından önemli bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum.

Ama mesele Türk uçaklarını, İHA’larını ve diğer teknolojik ürünlerini birkaç günlüğüne bir Arap başkentinde sergilemek olmamalı.

Bu, işin en kolay kısmı olur.

Asıl değerli olan, TEKNOFEST fikrini ve oluşturduğu ortamı taşımak.

Binlerce Arap çocuğunun mühendislerle ve genç girişimcilerle buluştuğu; Türk ve Arap üniversitelerinin, okullarının, teknoloji şirketlerinin ve gençlerinin aynı alanda proje geliştirdiği; ilişkinin yalnızca teknoloji alıp satmak üzerinden değil, birlikte üretmek ve geliştirmek üzerinden kurulduğu bir organizasyon düşünün.

Böyle bir adım, Türkiye ile Arap ve İslam dünyası arasındaki ilişkilere de farklı bir alan açabilir:

Bilim, teknoloji, inovasyon ve ortak üretim üzerinden geleceği birlikte düşünme alanı.

Çünkü bölgemizin önündeki meseleler herhangi bir ülkenin tek başına çözebileceğinden daha büyük.

Yeni nesillerin iş birliği yaparak geliştireceği şeylerin de yalnızca savunma sanayisiyle sınırlı kalması gerekmiyor.

Yapay zekâdan sağlığa, haberleşmeden enerjiye, uzay teknolojilerinden yeni nesil üretime kadar önümüzde çok geniş bir alan var.

Bunlar önümüzdeki yıllarda yalnızca ekonomilerin değil, ülkelerin dünyadaki konumlarının da belirleyicileri arasında olacak.

TEKNOFEST alanından ayrılırken zihnimde kalan en güçlü görüntü bir uçak, roket ya da İHA değildi.

Onlara bakan çocuklardı.

Çünkü önümüzde duran uçak, bir neslin neyi başardığını gösteriyor.

O uçağa hayranlıkla bakan çocuğun gözleri ise henüz yapılmamış olanın ihtimalini taşıyor.

Belki de TEKNOFEST’in en büyük değeri tam burada: Çocuklara hayal kurabilecekleri bir alan açması ve ardından onlara, o hayalin ulaşılmaz olmadığını göstermesi.

Gelecek de zaten böyle başlıyor.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği