Kitap: 15 Temmuz Sonrası Türkiye | Siyaset, Hukuk, Dış Politika, Güvenlik

Bağımsız, tarafsız düşünce ve yayın kuruluşu olan SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin DURAN ve SETA Ankara ofisinde araştırmacı olarak çalışmalarına devam Cem Duran UZUN’un editörlüğünü yaptığı “15 Temmuz Sonrası Türkiye | Siyaset, Hukuk, Dış Politika, Güvenlik” adlı kitap raflarda yerini aldı.
15 Temmuz Sonrası Türkiye | Siyaset, Hukuk, Dış Politika, Güvenlik başlığını taşıyan bu kitap alanında uzman araştırmacı ve akademisyenlerin makalelerini içeriyor.
Kitapta 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında Türkiye’de meydana gelen gelişmeler ve değişimler farklı açılardan ele alınmakta olup, 15 Temmuz darbe girişimi Türk siyasi tarihindeki diğer darbe ve darbe girişimlerinden; failinin niteliği, darbeye karşı gösterilen sivil direniş ve elde edilen başarının iç ve dış politikada sağladığı dinamizm açılarından oldukça farklı bir örnek teşkil ediyor.
Darbe girişiminin püskürtülmesinden sonra Türkiye’de siyaset, yargı, dış politika ve güvenlik sahalarında derin dönüşümler yaşanmıştır. 15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra referandumla kabul edilen Anayasa değişikliğiyle siyasal sistem değişmiş ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir. İlk defa bu darbe girişiminde sivil iradenin yanında duran yargı, sonrasında hem FETÖ/ PDY’ye hem de darbe girişimine karşı etkili bir mücadele yürüterek kısa sürede darbe davalarını sonuçlandırmıştır.
Örgüt ile sadece yurt içinde değil yurt dışında da farklı araçlarla mücadele edilmiş; Türkiye Maarif Vakfı, FETÖ’nün en önemli araçlarından biri olan yurt dışı eğitim örgütlenmesine karşı faaliyete geçmiştir. Onlarca yıldır tartışılan TSK’nın yeniden yapılandırılması ve demokratik sivil denetimi ancak bu dönemde mümkün olabilmiş; TSK yurt dışında birçok operasyonu başarılı bir şekilde yürütürken yurt içindeki terör varlığını da sıfıra yaklaştırmıştır. Türkiye dış politikada çıkarlarının olduğu bütün alanlarda büyük bir otonomi kazanmıştır. Kitapta bütün bu konular uzman isimler tarafından tarihsel bir perspektifle analiz edilmiştir.
Türkiye’nin demokrasi tarihi, sivil-asker ilişkileri ve siyasetin bürokratik vesayetle mücadelesi göz ardı edilerek anlaşılamaz. 27 Mayıs
1960 Darbesi ile başlayan makus darbeci gelenek ve 1961 Anayasası ile kurumsallaşan vesayet, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar
farklı formlarda etkisini sürdürmüştür. AK Parti, iktidarının ilk yıllarından itibaren darbeci gelenek ve anayasal vesayetle mücadele etmiş; yargıdan kamu yönetimine kadar her alanda siyasetin alanını genişletecek kazanımlar sağlamıştır.
Gerçek iktidarın vesayet kurumlarında olduğunu düşünen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ilk andan itibaren kritik devlet kurumlarını ele geçirme hedefiyle hareket etmiştir. Siyasetin gücünü ve milletin ferasetini küçümseyen örgüt, vesayet sistemi ile mücadele görüntüsünde yeni bir vesayet kurmaya çalışmış; rakiplerini gerilettikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarını hedef almış ve başarısız olunca 15 Temmuz’a giden süreç yaşanmıştır.
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden altı yıl geçmiş olmasına rağmen halen birçok alanda etkilerini devam ettirdiği; üzerinde çalışılması, anlaşılması ve anlatılması gereken bir hadise olduğu açıkça görülmektedir. Her şeyden önce 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki diğer darbeler ve darbe girişimlerinden çoğu yönüyle ayrılmaktadır. Bu sebeple darbe geleneği ve vesayetçi zihniyetle ilişkisi açık olsa da öncekiler için geçerli ön kabullerle anlaşılması ve açıklanması güçtür.
15 Temmuz ne Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içerisindeki bir cunta ne de ordunun komuta kademesi tarafından hiyerarşik yapı içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bu kalkışmanın faili FETÖ, dini bir cemaat görünümünde doğmuş, esas amacını gizleyerek eğitim ve din hizmetlerini araç olarak kullanmıştır.
15 Temmuz darbe girişiminin faili FETÖ’nün dışarıdan görünen kamuya açık sivil yönü yanında bir de gizli-mahrem yapılanması mevcuttur. Örgütün öğrenci yurtları, dershaneler, özel okullar ve üniversiteleri kapsayan devasa bir eğitim ayağı olmuştur. 15 Temmuz sonrası FETÖ’ye ait olduğu gerekçesiyle kapatılan üniversite sayısı on beştir.
Eğitim kurumları örgütün hem toplumsal meşruiyetini hem de insan kaynağını sağlamıştır. FETÖ, eğitim alanı dışında büyük bir medya
imparatorluğu, finans ağı, yardım kurumları, sendika ve meslek örgütü gibi farklı ayaklara da sahip olmuştur. Ancak vitrindeki bütün bu devasa sivil yapılanmanın tamamının varlık sebebi mahrem yapıyı beslemek ve gizlemek olduğu yargı kararları ile tespit edilmiştir.
FETÖ, vesayet sisteminin itibarsızlaştırdığı ve sınırladığı demokratik siyasetin karşısında asıl iktidar odağı olarak gördüğü “devlet iktidarı”nı ele geçirmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla kırk yılı aşkın bir süre boyunca başta TSK olmak üzere istihbarat, emniyet ve yargı gibi kritik kamu kurumlarına mensuplarını yerleştirmiştir.
Bu kurumlara sızan asker, polis, hakim ve savcı gibi örgüt mensupları; Anayasa, kanun ve hukuk çerçevesinde amirlerinin ve siyasi iradenin verdiği talimatlara değil bağlı oldukları mahrem imamların emirlerine uymuştur. Örgüt, devletin kritik kurumlarında elde ettiği gücü hiçbir hukuki, ahlaki ve dini ilkeyi gözetmeksizin kendi örgütsel amaçları için kullanmıştır.
15 Temmuz darbe girişimi 1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında FETÖ’nün mahrem yapılanmasına ve onu besleyen sivil görünümlü
yönüne karşı etkinliği artan mücadelenin sonunda gerçekleşmiştir. Nitekim itiraflara ve yargı kararlarına göre darbe planlamasının yapıldığı Ankara Çayyolu’ndaki villanın seçimlerden bir hafta sonra 8 Kasım 2015 tarihinde kiralandığı tespit edilmiştir. Örgütün bu yapısı
açığa çıktıktan sonra gerçekleştirdiği darbe girişiminin 27 Mayıs gibi bir cuntanın yaptığı darbeye benzetilmesi, etkilerinin değerlendirilmesi ve mücadelenin bu çerçevede ele alınması mümkün değildir.
FETÖ’nün bu kendine özgü yapısının yanında darbe girişimine karşı gösterilen sivil direniş ve bütün kayıplarına rağmen bu direnişin
başarıya ulaşması, 15 Temmuz’u özgün kılan hususlardır. Nitekim üzerinden geçen altı yıldan sonra darbe girişimi ve direnişin sonuçları
halen gözlenebilmektedir.
Bu kitapta, 15 Temmuz darbe girişimi ve FETÖ’nün ele alınmasının yanında asıl olarak 15 Temmuz sonrası siyaset, toplum, hukuk, dış
politika ve güvenlik alanlarında altı yıllık sürede gerçekleşen değişimler değerlendirilmektedir. Bu kapsamda Burhanettin Duran, 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’nin iç ve dış politikasına etkilerine ilişkin kapsamlı bir çerçeve yazıyla kitaba katkıda bulunmuştur.
Duran makalesinde ilk olarak 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’nin darbeler tarihindeki yerini, başarısız olmasının sebeplerini, girişimi bastıran sivil demokratik direnişin mahiyetini ve FETÖ ile mücadele sürecini incelemiştir. Sonrasında 15 Temmuz darbe girişiminin Türk dış politikasına getirdiği değişimi, yurt dışında yürütülen askeri operasyonları ve darbe girişimi sonrası yeni siyaset zemini ile başlayan Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş sürecini ele almıştır. Son olarak ise iç siyaseti hareketlendiren 2023 seçimleri ve dış politikada yaşanan hızlı değişimleri değerlendirmiştir.
Cem Duran Uzun “15 Temmuz Sonrası Yargı ve FETÖ ile Mücadele” başlıklı makalesinde yargının FETÖ’ye ve 15 Temmuz darbe girişimine erken ve etkili tepkisini, kalkışma sonrası ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) sürecini, FETÖ’den arındırma stratejisini ve son olarak darbe davalarında gelinen aşamayı ele almıştır.
Hamit Emrah Beriş, Türk siyasetindeki askeri bürokrasi ve darbe geleneğini, askerlerin siyasete müdahalesi ve vesayet sistemini, bu gelenek içerisinde 15 Temmuz’un oturduğu yeri, milletin sivil direnişini ve vesayete karşı yürütülen mücadeleyi değerlendirmiştir.
Nebi Miş yazısında benzer gelişmişlik düzeyine sahip ülkeler 1980’lerde darbecilerle yüzleşip devlet aygıtlarını önemli oranda cuntacılardan arındırdıkları ve siyasal alanı sivilleştirebildikleri halde, Türkiye’de darbelerin 2016’ya kadar nasıl devam edebildiği meselesine cevap
aramıştır. Vesayetçi zihniyetin yakın dönemlere kadar iktidar alanlarını sürdürebildiğini vurgulayan Miş, devletin içerisine uzun süre boyunca sızmış sapkın bir örgütün 2016’da halen darbe yaparak yönetimi ele geçirebilme düşüncesini sorgulamıştır.
Mert Hüseyin Akgün 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında TSK’nın demokratik sivil kontrolünde gerçekleştirilen dönüşümü kurumsal yapı, personel atama rejimi ve askeri eğitim şeklinde üç başlıkta ele almıştır.
Ahmet Demirden yazısında kültist bir terör örgütü olarak FETÖ yapılanmasındaki radikalleşme süreçlerinin sosyal ve psikolojik boyutlarını ele almıştır.
Nur Özkan Erbay ise dünyadaki benzer mesiyanik örgütlerle karşılaştırmalı olarak FETÖ’nün temel özelliklerini incelemiş, bir terör
örgütüne dönüşme sürecini ve kült terör örgütü lideri olarak Gülen’i analiz etmiş ve son olarak 15 Temmuz sonrası devam eden FETÖ tehdidini vurgulamıştır.
Muhittin Ataman, 15 Temmuz sonrası Türk dış politikasında yaşanan dönüşümü çerçeve bir yazıyla ele almıştır. Ataman, bu dönüşümü
ulusal bağlamda bağımsızlık, bölgesel bağlamda liderlik ve küresel bağlamda küresel statü arayışı çerçevesinde analiz etmiş; Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin, ideolojik kalıplardan kurtulmuş, verili düşmanları olmayan, milli menfaatlerini merkeze alan, dış politika konularına toptancı yaklaşmayan ve Ankara merkezli bir dış politika izlediğini vurgulamıştır.
Murat Yeşiltaş, Türkiye’nin güvenlik siyasetindeki değişim ve dönüşümü anlamak için ulusal, bölgesel ve uluslararası güvenlik ikliminde
yaşanan köklü değişimlerin dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Yeşiltaş, bu değişimin hem Arap ayaklanmaları sonrası bölgesel
karışıklığın ardından Türkiye’nin değişen güvenlik ortamından hem de 2002 sonrası dış politika hedefinin uzun zamandır merkezi unsuru
olan “iddialı bir bölgesel aktör” olma arayışından kaynaklandığını belirtmiştir. Bununla birlikte 15 Temmuz’un “iddialı dış politika” stratejisini güvenlik ekseninde tahkim ettiğini vurgulamıştır.
Murat Aslan ise FETÖ’nün TSK’da meydana getirdiği tahribatı komuta kontrol, personel fonksiyonu, askeri istihbarat ve harekat kabiliyeti başlıkları altında incelemiş; 15 Temmuz sonrası yine bu alanlarda yapılan düzenlemelerin neler olduğunu ve etkilerini ele almıştır.
Yücel Acer, FETÖ’nün yurt dışındaki bağlantılarını ve darbe girişimi sonrası yurt dışına kaçan örgüt mensuplarını incelemiş, firar
eden darbe girişimi failleri ile örgüt mensupları hakkında çeşitli ulusal mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen iade edilmeme ve mültecilik kararlarını uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirmiştir.
Birol Akgün ve Metin Çelik ise FETÖ’nün yurt dışı eğitim örgütlenmesini, bu okulların örgüt için önem ve işlevinin yanı sıra 15 Temmuz sonrası kapatılma sürecini ele almışlardır. Ayrıca Türkiye Maarif Vakfı’nın kuruluş felsefesi, yapısı ve faaliyetleri ile FETÖ iltisaklı okulların kapatılma sürecindeki rolünü değerlendirmiş ve yurt dışı okullarındaki son durumu ayrıntılı bir şekilde analiz etmişlerdir.
Gazeteci* İnci Cevher UZGAŞ