Sudan’ın girdaptan çıkışı

* Mavi ve Beyaz Nil nehirlerinin Sudan içinde kalan bölgesi, 880 bin hektar olup dünyada tarıma elverişli yekpare en geniş alan olarak biliniyor.
* Tarım ülkesi olarak bilinen Sudan, başta altın ve petrol olmak üzere kaynaklar bakımından da dikkatleri çekiyor.
* Altın, son yıllarda işletilen yeni maden yatakları ile Sudan’ı Afrika’da ikinci, dünyada dokuzuncu üretici ülke konumuna getirdi.
* Darbe ile başlayan, iç çatışmayla devam eden süreçte Sudan’ın başına gelenler, sahip olduklarıyla ilgili olabilir mi diye sorgulanıyor.
TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency
Afrika Araştırmacıları
Derneği’nin (AFAM) kurucu Başkan Prof. Dr. Ahmet Kavas, kaleme aldığı “Sudan’ın girdaptan çıkışı” başlıklı yazısını TÜRKUAZ Uluslararası Haber Ajansı (TÜHA)’dan Ataner YÜCE’ye değerlendirdi.
Prof. Dr. Ahmet Kavas, Afrika’nın Avrupalılarca sömürgeleştirilmesini 3 asır geciktiren Osmanlı Devleti’nin, 19. yüzyılda tüm gayretlerine rağmen buna engel olamadığını açıkladı.
Kuzey Afrika’nın güneyindeki Büyük Sahra Çölü’nü çevreleyen Sahel bölgesinin, batısı Fransız Sudan’ı, doğusu ise İngiliz Sudan’ı diye ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Ahmet Kavas, toplamda 60 yılı geçmeyen süredeki uygulamalar yüzünden birbirlerine kaynaştırılan ve tamamına yakını Müslüman olan topluluklara dayatılan yeni düzenlerin, günümüzdeki çatışmaların da ana sebepleri arasında yer altına dikkat çekti.
15 ASKERİ DARBE
Prof. Dr. Kavas, 1 Ocak 1956 günü Afrika’da ilk bağımsızlık alanlar arasındaki Sudan’da derhal Osmanlı-Mısır idaresinde Hatt-ı İstiva, yani Ekvator Müdürlüğü diye isimlendirilen şimdiki adıyla Güney Sudan isimli ülke ile 1964 yılında başlayan iç çatışmaların, 2011’de bağımsız ilan edilmesine kadar tam yarım asır devam ettiğinin altını çizdi.
“O dönemde uluslararası toplum bunun sebebini, Devlet Başkanı Cafer Numeyri’nin ülkede anayasayı şeriata bağlayınca güneyli Hıristiyan azınlığın tepkisine dayandırıyordu” diyen Prof. Dr. Ahmet Kavas, şunları söyledi:
“Bu henüz yatışmadan 2003 yılında Darfur’da ve Kordofan ile kuzeyinde de merkezi hükümeti zora sokan direniş hareketleri peş peşe devreye sokuldu. 2019 yılındaki askeri darbeye kadar bir kısmı başarılı da olan 15 askeri müdahale yaşayan Sudan’da en uzun süre etki bırakan, 1989’daki Ömer el-Beşir’in 30 yıl süren iktidarı. Gerçi onun iktidardan uzaklaştırılması, ülkenin siyasi ve ekonomik konumunu iyileştirmedi, hatta daha da kötüleştirdi”.
Prof. Dr. Kavas, 2019’da Korgeneral Abdulfettah el-Burhan tarafından devrilmesinden sonra kurulan yarı askeri ve sivil iktidar da 25 Ekim 2021 günü tekrar değiştiğini ve 2 Ocak 2022’de Başbakan Abdullah Hamduk’un istifasıyla Geçici Egemenlik Konseyi’nin, idareyi tek başına üzerine aldığını söyledi.
Konsey başkan yardımcılığına da Darfur’daki gerginlik sırasında oluşturan gönüllü birliklerin başındaki Hemedti lakaplı Muhammed Hamdan Dagalo’nın getirildiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kavas, bu kişinin, özellikle 2013 yılında Sudan’ın kuzeyindeki direnişi kırması için Hızlı Destek Kuvvetleri adıyla bir birlik kurduğunu, bunları 2016’da Yemen iç savaşında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Hûsiler’e karşı savaşına da gönderdiğini hatırlattı.
[General Hafter]
Prof. Dr. Kavas, “2017 yılında da Libya’nın doğusunda General Hafter’i desteklemek için gönderildi. Hatta bu etkinliği sebebiyle Rusya’nın son yıllarda Afrika’da en etkin gücü Wagner isimli milislerle de yakın temasa girerek, kendi birliklerine özel eğitim aldırmıştı. Ülke içindeki asayişte yerel direniş hareketlerine karşı ordu birlikleri yerine bunlar sevk ediliyordu, hatta dış operasyonlarda da artık vazgeçilemez hale gelmişlerdi. Dahası özellikle Darfur bölgesinde altın madenleri üzerinde kurduğu etkinlikle birlikte Sudan’ın en zengin adamı haline gelmişti” dedi.
YENİ KAYNAKLAR
Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu Başkan Prof. Dr. Ahmet Kavas, 21. yüzyılın, Afrika’da yeni gelişmelerin de habercisi olduğuna dikkat çekerek, Sömürgeciliğin aşırı tahribatı ile kıta ülkelerinin adeta tüm uluslararası rekabetin dışında kaldığını ve bağımsızlıklarının ardından ciddi bir şahlanış başladıysa da bu defa iç çatışmalarla sarsıldıklarını belirtti.
Prof. Dr. Kavas, 1990’lı yıllardan itibaren aralarında epeyce kalkınma hamlesine girişenlerin olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kavas, “2000’li yıllar, bir anlamda tüm dünya ile birlikte hareket etme fırsatları sunmaya başladı. Artık sadece Avrupa ve ABD merkezli etkileşimler yerine Asya ve Ortadoğu ülkeleriyle de yakın temaslar kuruldu” dedi.
Afrika’nın yeni kaynakları tespit edildikçe her bir ülkenin döviz girdilerinin arttığını ve bir anda geri kalmışlığın yaralarının da sarmaya başladıklarını ifade eden Prof. Dr. Ahmet Kavas, şunları söyledi:
“Bu ülkelerin içinde Sudan oldukça hızlı toparlanma sürecine girdi. 1993 yılından 2017 yılına kadar ABD öncülüğünde başlatılan uluslararası ambargo ile ciddi anlamda sarsılsa da bu defa Çin, Malezya, Hindistan, Güney Kore, Türkiye ve Rusya ile Körfez ülkeleri adeta Sudan ile iş yapma konusunda hızlı hamlelere girişti. 2011’de Hartum’dan ayrılmadan önce Güney Sudan’da üretilen petrolün Kızıldeniz sahilindeki Port Sudan limanına taşınması önemli bir gelir kapısı oldu. Her iki Sudan sınırları içinde tespit edilen 5 milyar varillik petrol rezervi var. Rafineri, petrol boru hattı ve liman hizmetleri ciddi istihdam sağlıyor. Ayrıca altın, kalay, kobalt, granit, mermer, nikel, demir, bakır, krom, kurşun, çinko, uranyum, tungsten, cips, mika, gümüş gibi çok fazla maden yatakları tespit edildiyse de içlerinden sadece altın, krom ve cips dışında henüz işletilen yok. Altın, son yıllarda işletilen yeni maden yatakları ile Sudan’ı Afrika’da ikinci, dünyada dokuzuncu üretici ülke konumuna getirdi”. (devam edecek-EŞSİZ TARIM ALANI)
Gazeteci* Ataner YÜCE